Ayrımcı kim hoşgörü nerede?
Vatan · 27 Eylül 2006
En ufak bir anlaşmazlığın dayak, tartışmanın dövüşle bittiği ve erkeklerin, kadınları “çok sevdiği için” öldürdüğü şiddet toplumlarında, bol bol hoşgörü (ya da tolerans) nutukları atılması elbette doğaldır. Çünkü şiddet toplumları, “hoşgörü” kavramını uygar ve insancıl bir düşünce yapısı sanır.
Oysa hoşgörü ya da tolerans, büyüğün küçüğe, güçlünün güçsüze tahammülü demek olup çağdaş tanımıyla, “eşitlik” ilkesine dayalı insanlık anlayışına taban tabana zıt bir üstünlük tanımıdır.
En kabul edilebilir haliyle, üstün ast yanlışına, ebeveynin çocuk kaprisine gösterdiği tahammüldür hoşgörü.
Ve Türkiye’de, bırakın insanların kültür ve inanç farklılıklarına eşitlik hakkı tanımak, “hoşgörü”den bile uzak bir toplumsal zihniyet yaygınlaşmakta, uzun süredir.
***
Adı bende saklı bir okurum, iki hafta önce gönderdiği bir mektupta, şöyle yazıyordu:
“11 Eylül 2006 günkü Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclisi toplantısında, Melih Gökçek meclise bir başkanlık önergesi sundu ve: Ankara’daki camilerin temizlik işlerinin bundan böyle belediye tarafından yapılmasını teklif etti. Bizzat Melih Gökçek tarafından yönetilen toplantıda, önergeye ek olarak Diyanet İşleri’nin bir yazısı okundu. Yazıda, Ankara’daki bazı camilerin temizliğinin belediyece yapılmasından duyulan memnuniyet belirtiliyor, uygulamanın tüm camilere yayılması talep ediliyordu. Belediye Meclisi’ndeki CHP’li üyeler, Melih Gökçek’in önergesindeki cami sözcüğünün “ibadet yeri” olarak düzeltilmesini ve cemevlerinin temizliğinin de belediyece sağlanmasını talep ettiler.
Melih Gökçek, bu talebi “cemevlerinin ibadet yeri olarak kabul edilmediği” gerekçesiyle geri çevirdi ve önergeyi oya sundu.
Önerge, cemevlerinin ibadet yeri ve temizlik reddinden hiç gocunmayan CHP’li üyelerin de katılımı sonucu, “oy birliğiyle” kabul edildi.
Böylece, bütçesi pek çok bakanlık bütçesinden daha büyük olan Diyanet İşleri’nin cami temizlik masrafları da Ankaralılara yüklendi.
Zaten dünyanın en pahalı suyunu ve doğal gazını kullanan Ankaralılar, bundan böyle cami temizliği için de para ödeyecek.
Hayatında hiç camiye gitmemiş olanlar, değişik inanç sahipleri ve ibadet yeri sayılmayan cemevlerini kendi imkânlarıyla temizleyen Aleviler de, belediyeye cami temizlesin diye vergi ödeyecek.
Borç batağındaki Melih Gökçek belediyesi, metro projesinin daha 1 metresini bitirememişken, cami temizliğini de hizmet alım suretiyle yapacak.
Bu toplantıda en çok garibime giden ise, Atatürk’ün kurduğu CHP’li üyelerin de önergeye telaş ve korku içinde olumlu oy kullanması. Ama türban ve tarikattan oy isteyen bir genel başkanın sultasındaki bu parti üyelerinden, ‘Cami temizliği belediyenin görevi değil, bakanlıklardan büyük bütçesiyle Diyanet İşleri’nindir. Laik cumhuriyetin başkentinde, size bunu yaptırmayız!’ sesini beklemek, kuşkusuz “saflıktı.”
***
Yorum gereksinmeyen bu satırları, sizlerle bugün paylaşmamın nedeni, dün Almanya’da basılan Türk gazetelerinde okuduğum bir haber: Hagen kentinin Hohenlimburg semtinde, Müslüman Türkler için yeni bir “Yeşil Cami” inşa edilecek. Cami projesinin tanıtımı nerede yapıldı biliyor musunuz?
Protestan Elsey Kilisesi’nde. Kilise cemaati, tanıtımın kendi tapınaklarında yapılmasını özellikle istedi. Projeye mali yardım sözü de veren Elsey Kilisesi Baş Rahibi Dr. Thorsten Jacobi, “Diyalog sözde kalmamalıdır. Buradaki Yeşil Cami yönetimiyle uzun zamandır iyi ilişkiler içindeyiz. Madem ihtiyaca yetmiyor, yeni cami projesine elbette tam destek veriyoruz,” dedi.
Buyrun size iki ülke, iki örnek.
Ayrımcı kim, tahammül kimde, hoşgörü nerede, sizce?