Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Damardan salaklık

Vatan · 28 Eylül 2006

Türkiye’de ayakların baş olduğunu biz görüyor, biliyor ve söylüyorduk. Ancak baş olan ayaklar, asıllarını inkarla üstlerine alınmıyor, sanıyorduk.

Meğer ne inkarı, başının üzerinde taşıması gereken ünvanı, çoraplarına yazdırarak ayaklığına gururla sahip çıkan da varmış !

Baş yazarımız Güngör Mengi, dünkü yazısında : « Eğer bu çorap olayı bir olguyu temsil ediyorsa, eğitimi yere bu kadar yaklaştıran bir bakan hiç olmamıştı, » diyordu.

Oysa gri çorapları üzerine « Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik » yazdıran zat, bence çok haklı : Kendisinin kafasına ya da suratına bakarak bakan olduğunu anlamak gerçekten zor, hatta imkansız. Ama artık ayağına geçirdiği çorapların üzerine yazdırdığı ad ve ünvanıyla örtüşen bakanlık faaliyetlerini, hiç unutmayacağız !

Hatta bendeniz, Sayın Bakanın isim ve ünvanlı çoraplarının fotoğrafını, AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu’na gönderip, « Bakın siz Türkiye’de başlara rapor yazıp duruyorsunuz, oysa muhatabınız ayaklar ! » diye uyarmayı düşünüyorum.

Türkiye, gerçeküstü bir ülke. Haberleri izlerken, bazen dehşet, bazen komedi kurguları seyredip okuyormuş hissine kapılıyorum. Öyle olaylar var ki, insan hayaline beş basıyor, Türkiye’nin gidişatı hakkında yapılabilecek tüm metaforları geride bırakıyor.

Örneğin, Konya’da 11 yaşındaki bir çocuğa kalp ameliyatı sonrası kan dolaşımı artsın diye ağızdan verilmesi gereken viagra, hemşire yokluğunda temizlik işçisi tarafından damardan şırınga edilince ölüyor.

Ankara’da ise çoraplarında Milli Eğitim Bakanı yazan zat da zaten, 11. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabındaki « Abdest suyu kandaki al yuvarların sayısını arttırır, » ifadesini doğrulayıp, Alman bilim adamı Elbert Schalle’nin 1957’de yazdığı « Başarılı Tedaviler » adlı kitaptan alıntı yapıldığını iddia ediyor.

Ayağıyla düşünmeyen normal bir insanın aklına ister istemez,

« Acaba Konya’daki zavallı çocuğa damardan şırınga yapan temizlik müstahdemi mi viagrayı abdest suyuyla karıştırdı, yoksa temizlikçiyi sağlık memuru olarak kullanan hekimlik mi, abdest suyuyla tıp eğitimi almıştı ? » sorusu geliyor.

Akla gelenler arasında, tabii ki en birinci tepki, abdest suyu içerek çoraplarına yazdırdığı ünvana eriştiği anlaşılan zatın, abdest suyunu kendisine damardan zerkini dilemek. Ama serde kartezyen mantık var ya, ikinci tepki olarak Dr. Elbert Schalle’nin « bilimsel » abdest suculuğunu araştırdım.

Google arama motoru, bırakın bilim adamlığı, Elbert Schalle diye bir kişi bile tanımıyor, sayın seyirciler. Normal. Çünkü adamın adı Elbert değil, Albert Schalle. Yazdığı kitap « Die Kneippkur » 1957 değil, 1944 tarihli ve zaten « Başarılı Tedaviler » demek değil, adını 1821-1897 yılları arasında yaşamış olan Sebastien Kneipp’tan alarak « Kneippkur » olan ve « abdest » kelimesinin bir kez bile anılmadığı, zira Uzak Doğulu « zen » felsefesi ile Çin, Hint tebabetini buluşturan bir « hidroterapi », yani su kürü tedavisi !

Çoraplara marka Milli Eğitim Bakanlığı’nın referans aldığı « Başarılı Tedaviler, 1957 », kuşkusuz Türkiye’de aynı yıllardaki yerli Mike Hammer’ler kadar heyecanlı bir kitapçık. Ne var ki ne yazarı, ne de uyarlayanı maalesef Kemal Tahir kadar basiretli değil.

Dün yine gazetelerde okuduk : İstanbul’un lüks semtlerini soyan ve 11’i polis 54 kişilik hırsız çetesi, girdikleri evde çalacak mal bulamayınca, üzerlerindeki uğursuzluğu atmak için türbeye gidip kurban kesiyor, bereket duası ediyorlarmış…

Millete damardan salaklık zerkedenler ise tam tersi : Sahibini türbeye gönderdikleri mülkü soyuyor, sonra da budala bolluğuna şükrediyorlar.

------------------------------