Damardan salaklık
Vatan · 30 Eylül 2006
Türkiye’de ayakların baş olduğunu biz görüyor, biliyor ve söylüyorduk. Ancak baş olan ayaklar, asıllarını inkârla üstlerine alınmıyor, sanıyorduk. Meğer ne inkârı, başının üzerinde taşıması gereken unvanı, çoraplarına yazdırarak ayaklığına gururla sahip çıkan da varmış!
Başyazarımız Güngör Mengi, önceki günkü yazısında: “Eğer bu çorap olayı bir olguyu temsil ediyorsa, eğitimi yere bu kadar yaklaştıran bir bakan hiç olmamıştı” diyordu.
Oysa gri çorapları üzerine “Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik” yazdıran zat, bence çok haklı: Yoksa bakan olduğunu anlamak gerçekten zor, hatta imkânsız da olabilirdi. Ama artık ayağına geçirdiği çorapların üzerine yazdırdığı ad ve unvanıyla örtüşen bakanlık faaliyetlerini hiç unutmayacağız! Hatta bendeniz, Sayın Bakan’ın isim ve unvanlı çoraplarının fotoğrafını, AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu’na gönderip, “Bakın siz Türkiye’de başlara rapor yazıp duruyorsunuz, oysa muhatabınız ayaklar!” diye uyarmayı düşünüyorum.
***
Türkiye, gerçeküstü bir ülke. Haberleri izlerken, bazen dehşet, bazen komedi kurguları seyredip okuyormuş hissine kapılıyorum. Öyle olaylar var ki, insan hayaline beş basıyor, Türkiye’nin gidişatı hakkında yapılabilecek tüm metaforları geride bırakıyor.
Örneğin, Konya’da 11 yaşındaki bir çocuk, kalp ameliyatı sonrası kan dolaşımı artsın diye ağızdan verilmesi gereken Viagra, hemşire yokluğunda temizlik işçisi tarafından damardan şırınga edilince ölüyor.
Ankara’da ise çoraplarında Milli Eğitim Bakanı yazan zat da zaten, 11. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabındaki “Abdest suyu kandaki al yuvarların sayısını artırır,” ifadesini doğrulayıp, Alman bilim adamı Elbert Schalle’nin 1957’de yazdığı “Başarılı Tedaviler” adlı kitaptan alıntı yapıldığını iddia ediyor. Ayağıyla düşünmeyen normal bir insanın aklına ister istemez, “Acaba Konya’daki zavallı çocuğa damardan şırınga yapan temizlik müstahdemi mi Viagra’yı abdest suyuyla karıştırdı, yoksa temizlikçiyi sağlık memuru olarak kullanan hekimlik mi, abdest suyuyla tıp eğitimi almıştı?” sorusu geliyor.
Akla gelenler arasında, tabii ki en birinci tepki, abdest suyu içerek çoraplarına yazdırdığı unvana eriştiği anlaşılan zatın, abdest suyunu kendisine damardan zerkini dilemek. Ama serde kartezyen mantık var ya, ikinci tepki olarak Dr. Elbert Schalle’nin “bilimsel” abdest suculuğunu araştırdım.
Google arama motoru, bırakın bilim adamlığı, Elbert Schalle diye bir kişi bile tanımıyor, sayın seyirciler. Normal. Çünkü adamın adı Elbert değil, Albert Schalle. Yazdığı kitap “Die Kneippkur” 1957 değil, 1944 tarihli ve zaten “Başarılı Tedaviler” demek değil, adını 1821-1897 yılları arasında yaşamış olan Sebastien Kneipp’tan alarak “Kneippkur” olan ve “abdest” kelimesinin bir kez bile anılmadığı, zira Uzak Doğulu “zen” felsefesi ile Çin, Hint tababetini buluşturan bir “hidroterapi” yani su kürü tedavisi!
***
Çoraplara marka Milli Eğitim Bakanlığı’nın referans aldığı “Başarılı Tedaviler, 1957”, kuşkusuz Türkiye’de aynı yıllardaki yerli Mike Hammer’lar kadar heyecanlı bir kitapçık. Ancak ne yazarı, ne de uyarlayanı maalesef Kemal Tahir kadar basiretli.
Yine gazetelerde okuduk: İstanbul’un lüks semtlerini soyan ve 11’i polis 54 kişilik hırsız çetesi, girdikleri evde çalacak mal bulamayınca, üzerlerindeki uğursuzluğu atmak için türbeye gidip kurban kesiyor, bereket duası ediyorlarmış...
Millete damardan salaklık zerkedenler ise tam tersi: Sahibini türbeye gönderdikleri mülkü soyuyor, sonra da budala bolluğuna şükrediyorlar.