İlerici sol
Vatan · 6 Ekim 2006
Laura ve Paul Lafargue, 1911 yılının 26 Kasım gecesi, Paris’teki evlerinde ihtihar etti. Paul Lafargue, bıraktığı mektupta şunları yazıyordu: “Aklım başımda ve vücut sağlığım yerindeyken aldığım bu kararla, acımasız yaşlılık hayatın tüm zevk ve sevinçlerini tek tek elimden almadan, gövdemi ve bilincimi dumura uğratmadan, irademi kırmadan ve varlığımı kendim ve başkaları için taşınması güç bir yük haline getirmeden önce yaşamıma son veriyorum.”
Laura 66, Paul 69 yaşındaydı, el ele ölüme gittiklerinde. Büyük bir aşk ve siyasal inanç birlikteliği yaşamışlardı. Sorunsuz ve sorumsuz bir varsıllık içinde ot gibi yeşerip solacaklarına, zaman zaman susuz kaldığı için daha çok ve daha güzel kokan birer gül gibi açmışlardı düşünce bahçelerinde.
***
Bilmiyorum bu sözlerin, Türkiye gibi herkesin bahçesinde patlıcan, biber ve domates yetiştirmek peşinde koştuğu ve kimsenin, elbette karın doyurmayan, ama hayallerimizi besleyen çiçekler yetiştirmeye kalkmadığı bir ülkede anlamı var mı? Para kazanmaktan başka hiçbir ideali olmayanlar, daha çok kazanmaktan başka ufuklara yelken açamayanlar, giysileri ve patlıcanları ve biberleri çoğaldıkça ruhlarının kıraç topraklara döndüğünün farkında mı, bilmiyorum. Ama yazıyorum işte. Belki siz beni dinlersiniz ve Paul Lafargue’ı anlarsınız, diye düşünüyorum.
***
Varsıl bir ailenin çocuğuydu Paul. Tıp öğrenimi görmüştü. Sosyalist oldu. Hatta 1882’de, Jules Guesde’yle birlikte, bugünkü Fransız sosyalist ve komünist partilerin çıkış noktası olan İşçi Partisi’ni kurdu. 1887 yılına değin, partinin iktisatçısı ve düşünürü kabul edildi. 1902 ile 1910 yılları arasında, Fransa Sosyalist Partisi’nin aşırı sol kanadını temsil etti. Ölünceye dek varlığını yoksullara ve ezilmişlere adadı, onların haklarını savundu.
Ancak Lafargue’ın sosyalizm anlayışı çok değişikti. Savunduğu sol ideolojinin, burjuva felsefesiyle paylaştığı ve insanı “işe” bağımlı kılan, çalışmayı yücelten, yalnızca sanayileşmeyi amaçlayan ortak tavrına karşı çıkıyordu. Kapitalizm ile sosyalizmin arasında, insanları daha çok, hep daha çok çalıştırmak açısından hiçbir sömürü farkının olmadığını ve salt ücret politikasında anlaşamayıp, kazanç dağılımına değişik baktıklarını anlamıştı. “Tembellik Hakkı” adlı kitabında, insanların günde yalnızca üç saat çalışmaları gerektiğini ve sosyalizmin, kapitalizmin insanı yaşam keyfinden mahrum eden “çok çalışmak” üstüne kurulu sömürü tuzağına düşmemesi gerektiğini savunuyordu.
Bugün iktisat düşünürleri, teknolojideki üçüncü devrimin, insanların gündelik çalışma süresini iki saate indireceğini öngörüyor.
***
“İlerici sol nedir?” diye merak edenlere, önümüzdeki yüzyıllarda gerçekleşcek bir olguyu, tam bir yüzyıl önce ve kendi ideolojisine ters düşerek bağıra bağıra savunan Paul Lafargue, iyi bir örnektir.
Kendisi, Karl Marx’ın damadı olup, küçük kızı Laura ile evliydi.