Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Dersimiz hayat bilgisi

Vatan · 4 Kasım 2006

Uygarlık, bizden önce yaşayanların bazen büyük fedakârlıklar karşılığında edindikleri bilgi birikiminden yararlanmak ve üstüne yeni bilgiler eklemek için merak etmek, çalışmak ve fedakârlık etmektir. Eğer insanlığın ortak bilgi dağarcığını, sil baştan oluşturmaya kalkarsak, yerimizde sayarız. Hatta her kuşak, geçmişten geleceğe aktarılan en temel deneyimleri bile yok sayıp, her seferinde yeniden sınamaya başlasaydı, bilgi birikimi olduğu yerde kalır, insan soyu ilkellikten kurtulamazdı.

***

Kültür birikimi, her zaman felsefe, edebiyat ve güzel sanatlar demek değildir. Deneme/yanılma yöntemiyle yeryüzü-insan ilişkisine dair öğrenilen en basit ve bir o kadar önemli gerçekler de kültür birikimidir. Üstelik insan uygarlığının, salt toplumsal değil, evrensel anlamda yararlı ve gerekli bir parçasıdır.

Kuşaktan kuşağa hazıra konduğumuz bu kültür, sanıldığından çok daha kapsamlıdır ve bize hayatı kolaylaştıran sayısız temel bilgiyi içerir. Örneğin...

Ateş yakar.

Su boğar.

Toprak kayar.

Deprem yıkar.

Keza soğuk dondurur, sıcak eritir. Kar üşütür, yağmur ıslatır. Buz kayar, bıçak keser, gaz patlar, benzin tutuşur.

Bunları bilmek için yeniden öğrenmeye gerek yoktur, zaten yeteri sayıda insan, yanılmaya fırsat bulamadan, deneme aşamasında telef olmuştur.

Böylece, yağmur sudur. Su akıllıdır, yağınca yolunu bulur ve dere yataklarından akar. Önüne engel çıkarsa yazıktı, günahtı, insandı, hayvandı, maldı tanımaz, sel olur basar, boğar ve işgal edilen mülkünü geri alır.

Dolayısıyla ortak kültür birikimi, dere yataklarına bina yapmamak, gece kondurmamak, çadır kurmamak gerektirir. Tersi, cehalet bile değil, ilkelliktir ve değişmez gerçekler, deneye deneye yeniden öğrenilir: Ateşte yanılır, suda boğulunur, toprak altında kalınır, depremde yıkılınır vb.

***

Değişmez gerçeklere rağmen, dere yatağına yapılan izinsiz, tapusuz, yasasız, özetle hırsız ve zaten akılsız konutlara... Elektrik koşturan, su veren, gaz takan, kanalizasyon bağlayan ve tapusunu “ikram” eden siyasal yönetimler ise, ister merkezisi olsun ister yereli, kültür birikimini hiçe saymakla kalmayıp, uygarlığına ihanet ettiği insanlığı “enayi” yerine de koymaktadır.

Çünkü devleti, belediyesi; yasa dışı imara dağıttığı bedava tapularla çarpık yapılaşmayı özendirip, çarpığı sel alınca, deprem yıkınca oluşan felaketin faturasını bizlere yüklemekte, zararı bizim ödediğimiz vergilerle karşılamaktadır.

Yıllarca tapulu bir ev sahibi olmak için çalışıp didinen, olamayınca kirada oturan, ama dere yatağına gece kondurmayan, elektriğini, suyunu, gazını ödeyen, vergisi zaten maaşından kesilen, insanlığın kültür birikimini yurttaşlık bilinci olarak taşıyan ve yaşayan insanlar...

Yıllardır kendisinin olmayan arazi üstüne fakirhane bile değil, koca koca apartmanlar kondurup kiraya veren ve tapusunu devletten bedava alan sülüklerin, hattına kanca atıp çaldığı elektriği, ödemediği suyu, vermediği vergileri, işte o insanların sırtına yüklüyor, devleti, belediyesi.

Başka bir deyişle, hırsızın çaldığını bizlere ödetiyorlar. Zaten kendine bakmaktan aciz fakir fukaraya “çoğalın, çoğalın” diye özendirip yaptırdıkları, aç kalan, sevgisiz, ilgisiz, eğitimsiz kalan ve sonunda birer parya, fanatik ya da terörist olmaya mahkûm çocuklarla arttırılan fuzuli nüfusun ve tabii ki işsizliğin bedelini sırtımıza yüklemiyorlar mı?

***

Daha ne kadar zaman her şeyi yeni baştan deneyip, yanarak, boğularak, ölerek ve öldürerek öğrenecek Türkiye?

Ateş yakar, su boğar, dere yatağına gayrimenkul işgali ya sel alır, ya deprem yıkar. O gayrimenkule iskân verir kanalizasyon bağlarsan, içme suyuna bok karışır. Bok karışan içme suyuna klor basılır. Klorlu su insanda kanser yapar vb. vb...