Bir zamanlar kardeştik
Vatan · 22 Kasım 2006
Robert koleji bitirip, Osmanlı ordusuna yedek subay yazıldı. Kafkas cephesinde gösterdiği kahramanlıktan ötürü madalya almıştı. Yaşadıklarını şöyle anlatıyordu: « Birinci Dünya Savaşı başladığında 19 yaşındaydım ve askere çağrıldım. Önce Kafkas cephesine gönderdiler, sonra Suriye cephesindeki 7.Orduya. Ermeni askerlere güvenmiyorlardı. 1915 Nisan’ında Büyük Tehcir başladığında, nedeni anlaşıldı. Hepimiz şaşkın ve sarsılmıştık. Şam’da esir düşen İngiliz subayların karşılaştığı zorluk ve eziyetlere tanık oldum. Bu subaylar İngilizce bildiğimi öğrenince, esirlere böyle davranılmaması için aracı olmamı rica ettiler. Ben bu ricayı yerine getirmek isterken, Türkler vatan haini ilan edip zincire vurdular ve komutana götürdüler. Kurtuluşum olmadığına kanaat getirmiştim. Bu nedenle de beni bekleyen tehlikeyi cesurca karşılamaya karar verdim. Beni baştan aşağı süzen komutan, kararını vermek üzereyken tüm cesaretimi toplayıp, böyle barbarlıkla, eziyet ve işkence yoluyla Türkiye’nin medeni bir ülke olamayacağını, gerçekten ileri ülkelerde böyle davranılmadığını, Osmanlı ordusunda yapılanların sultanlık sultasına has bir davranış olduğunu söyledim. Herkesin şaşkınlıkla ne yapacağını beklediği komutan, sözlerimi dikkatle dinledikten sonra beni getirenlere ellerimi çözmelerini ve odadan çıkmalarını emretti, bana oturmamı söyledi. Merakla ne olacağını bekliyordum. Komutan çay ikram etti ve benden demokratik sistem hakkında konuşmamı istedi. Beni ilgiyle dinlemesi şaşırmama neden oldu, zira o dönemde Türk ordusunda böyle komutan çok nadirdi. Uzun sohbetimiz sonunda kendisini sık sık ziyaret etmemi emretti ve elimi sıkarken dost olmamızı istediğini söyledi. Bana bir oyun oynadığından kuşkuluydum, ancak öyle olmadı… »
Bu tarih satırlarının kurşuna dizilmeyi göze alarak düşündüğünü söyleyen Ermeni yedek subay kahramanı Agop Martayan Dilaçar ve onu zincirlerinden kurtarıp dinleyen Osmanlı komutanı ise, Türk tarihinin yeri doldurulamayan, en son ve en büyük kahramanı Mustafa Kemal Paşa’ydı, sayın okurlar.
1895 doğumlu bir İstanbul Ermenisi olan Agop Martayan, bugün konuştuğumuz Türkçe’nin temellerini atan, dünya çapında bir dil uzmanıdır. İngilizce, Rumca, İspanyolca, Latince, Almanca, Rusça, Bulgarca bilir ve Sofya Svaboden Üniversitesi’nde eski doğu dilleri okuturken, Atatürk tarafından 1932 yılında toplanan Birinci Türk Dili Kurultayı’na çağrıldıktan öteye, Türk Dil Kurumu baş uzmanı olarak varlığını Türkçe’ye adar. Dilaçar soyadını bizzat Atatürk kendisine vermiştir. Ve bugün bizler, Orhun Yazıtları ve Kutadgu Bilig’e dair ne biliyorsak, Agop Martayan Dilaçar’a borçluyuzdur. Oysa 1979 yılında ölümünü, TRT’den Agop dememek için « A.Dilaçar » diye ilan etmişizdir.
İmam hatiplerin üniversitelere « sokuşturulması »yla sonuçlanan sözde Milli, özde Ümmi Eğitim Şurası’nın ardından düşündüm ki benim babamın, benim annemin badem bıyıklı Hüseyin Çelik’in ana babasından çok, Agop Martayan Dilaçar’la konuşacakları vardı. Ve benim, Hümeyye, Sümeyye, Tayyibe ve Takiyye’lerle hiç, ama örneğin Hrant Dink arkadaşımla paylaştığım bir ortak kültür, ortak dil, ortak zevklerim var. Ve asıl kardeşlik, sanırım böyle bir ortaklık.
Tüm kardeşler gibi kavga da etsek, konuşur, anlaşır, barışırız. Ama ne yasaklı ve yasakçı kafalarla işimiz olabilir, ne de kardeşliğimiz.
Çünkü yasaklı ve yasakçı zihniyet, ancak düşmanlık yaratır.
THY’Yİ KUTLARIM
Türk Hava Yolları, tüm sınavları başarıyla geçip uçuş sertifikaları ve üniformalarını almalarına rağmen, Ağustos ayı sonundan beri istihdam edilmeyen Yahudi asıllı iki Türk genç kızımızla anlaşma imzalayıp, kendilerini geçen haftadan itibaren hostes olarak uçurmaya başlamıştır. Bu sütuna konu olan dini ayrımcılığın tehlikeli yolundan dönen ve Türkiye’yi vahim bir suçlamadan kurtaran bu kararı kutlar, sorunun çözülmesine büyük çaba harcayan Ali Genç’e teşekkür ederim.
--------------------------------