Satılık kahramanlıklar
Vatan · 25 Kasım 2006
AKP Gençlik Kolları’nın İzmir panelinde attığı nutukla balık tutup, AB insan hakları fonlarından ekmek yiyenlerin teknesine binmeye hak kazanan Atilla Yayla, önceki gün bu teknede yaptığı basın toplantısında: “Beni hedef haline getiren gazete, aynı zamanda fotoğrafımı bastı ve hain ilan etti. İzmir’de kabanımı ters çevirerek ve atkımı çantama koyarak dolaşabildim” demiş (Vatan, 22 Kasım 2006).
Zatın fotoğrafı zaten tüm gazetelerde. Hain ilan edip hedef haline getiren hangisidir, bilmiyorum. Ama muhteremin bu veciz lafından şöyle bir anlam çıkıyor: Demek ki Prof. Dr. Atilla Yayla’nın sureti, sırtındaki ceket ve boynundaki atkıdan ibaret. Ceketi ters yüz, atkıyı da yok etti mi oluyor sana başka bir adam, suratı siliniyor, tanınmıyor üstat!
***
Kimi sözler, insanın kişiliğini de ele verir. Ceket ters yüz edip atkı çıkarınca “görünmez” olabilmek de profesyonel illüzyonistlere yaraşır bir hokkabazlık hüneridir.
Bu satırların yazarı, Akit, Vakit, Yeni Şafak, Zaman ve şürekâsı gazetelerde defalarca ve bazen hafta, bazen aylarca hedef gösterilmiş bir “hain” olarak ne ceketini, ne de kafasını ters çevirmiş, dolayısıyla İHD, Mazlum-Der, Helsinki Yurttaşlar Derneği ve İnsan Hakları gibi kuruluşların koruma alanına girememiş, destek teknesine binememiştir. Çünkü bu derneklerin Kopenhag’dan alınan “insanlık” ihalesine koyduğu laik cumhuriyet düşmanlığı ve Kürtlük kriterlerini yerine getirememiştir, zaten de getirmemeye kararlıdır.
Bu satırların yazarı, daha geçen yıl, medyalarda “halk düşmanı” olarak linç edilmiş, ama ifade özgürlüğü, bugün Atilla Yayla’nın ifade özgürlüğünü savunanların HİÇ biri tarafından savunulmamıştır.
Çünkü Türkiye’nin AB’den kiralık insan hakları pazarında, ancak ceketini daha önce ters yüz edenler savunur, ceketini bugün ters yüz edenleri... Demokrasi ve özgürlük anlayışını AB’ye değil, kendi bilgi ve vicdanlarına borçlu olanlar ise, elbette kendileri gibi dik duranların arkasında dururlar, satılık kahramanların değil! Geçen yıl beni savunanlar da onlardır.
***
Ama konumuz madem hokkabazlık, sayın seyirciler, biraz eğlenelim. Sizlere bugün bu sütunda, ceketinin tersini giyince görünmez olan bir kahramana, kelamını tersine çevirerek bakmanızı öneriyorum:
Atilla Yayla’nın İzmir’de attığı nutuktaki Kemalizm ve Atatürk sözlerini çıkarın, yerlerine İslamizm, AKP ve Erdoğan’ı koyarak okuyun.
İfade özgürlükçüsü bu zat, AKP toplantısında, o kürsüde ve AKP’lilerin gözlerinin içine baka baka, Başbakan Tayyip Erdoğan’dan “bu adam” diye söz edebilir miydi? Erdoğan hakkında, “Neden her yerde bu adamın afişleri, fotoğrafları var?” diye sorabilir miydi?
Kemalizm yerine, “İslamizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder,” diyebilir miydi, İzmir AKP Gençlik Kolları’nın karşısına geçip?
Kemalizm yerine, “İslamizmle ilgili tezime karşı bir kez bekliyorum. Ancak umutlu değilim. Önemli olan bu tartışılsın, ama kavga ortamı doğmasın. İslamizm medeniyeti çözücü bir süreçtir,” ifadelerini kullanabilir miydi, ifade özgürlüğü sayılmaz mıydı?
Hayır, kullanamazdı. Daha lafını bitirmeden karga tulumba alınırdı aşağıya. Linç edilmezse bir güzel sopa yer, ne bugün car car konuştuğu çenesi kalırdı açacak, ne de düğün dernek bulurdu “ifade özgürlüğü”nü savunacak.
***
İfade özgürlüğünde kahramanlık, asıl yasak olanı tartışmak, asıl söylenemeyeni konuşmaktır. Bugün Türkiye’de Atatürk’e dil uzatanlar, ucuz bile değil, satılık kahramandırlar. Bizler rencide olur, ama adam dövmeyiz, öldürmeyiz. Gerçek yüreklilik, ifade özgürlüğünü, döven ve öldürenlere karşı savunmaktır.
Ve benim bildiğim Galileo, tehlikenin olmadığı yerde ötüp, kuyruğun titrediği yerde susan “özgürlükçü”ye, şeyimin kenarı, der.
Çünkü bilir: ortası sıkmaz.