Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Açtırmayın kutuyu, göstermeyin kötüyü !

Vatan · 6 Aralık 2006

Raslantıya bakınız ki, Avrupa sınırları içerisinde olup Anayasalarında « laik » yazan ve devlet modelinde genç olanın yaşlı olanı örnek aldığı iki cumhuriyetin tarihsel akışı 2007’de bir kez daha kesişiyor : Türkiye ile Fransa, hem cumhurbaşkanlığı, hem de genel seçimlere eşzamanlı giriyor.

İki ülke seçimlerindeki tek, ama demokratik açıdan Fransa lehine büyük fark, tabii ki Fransız halkının cumhurbaşkanını bizzat kendi oyuyla seçecek olması. Türkiye’de ise yeni cumhurbaşkanını eski, iktidarı yıpranmış ve halkın güncellenmiş iradesini hangi oranda temsil ettiği tartışmalı bir meclis « atayacak ».

Fransa’da iki turlu cumhurbaşkanlığı seçimlerinin finaline, merkez sağdan Nicolas Sarkozy ile sosyalist Segolene Royal kalacağı öngörüsü yaygın. Umarım Segolene Royal kazanır. Çünkü tersi, Türkiye açısından bir felaket olur !

Nicolas Sarkozy cumhurbaşkanı, partisi UMP iktidar olursa, Türkiye’yi zaten AB’de istemeyen Sarkozy’nin, en yakın adamı Türk düşmanı Ermeni politikacı Patrick Deveciyan’ı başbakan ataması olasılığı var. Ve böylesi, gerçekten çok zora sokar Türkiye’yi…

2 Aralık cuma günü, Sarkozy’yi bir televizyon tartışmasında izledim. « Fransa’da bir İslam değil, Fransız bir İslam istiyorum ! Tüm imamlar Fransızca konuşacak ve zaten Fransa’da yaşamak isteyen göçmenlerin hepsi dilimizi öğrenecek. Ayrıca aile birleşmesiyle gelen Müslüman kadınların da evlerine kapanmalarını, otuz yıl Fransa’da yaşadıktan sonra hala Fransızca konuşmamalarını da kabul etmiyoruz. Onlara da Fransızca öğrenmek zorunluluğunu getirecek, kendilerini sosyal hayata kazandıracağız. Fransa cumhuriyetinin temeli laikliktir. Ülkemizde yaşamak isteyenlerden değerlerine ve diline saygı beklemek hakkımızdır. Bu saygıyı göstermek istemeyenler gelmesinler, kendi ülkelerinde kalsınlar, daha iyi! » diye konuştu.

Ekrandaki Sarkozy’ye bakakalmışım, sonunda « Vay be ! » diye naralanıp, yanımda duran gazeteye sarıldım. Aynı gün aynı tarihli Vatan’da, TBMM Başkanı Arınç’ın « Siz bizim eşlerimizi köle mi

Sanıyorsunuz ? » başlıklı demeci vardı ve cumhurbaşkan eşlerinin başlarını açması önerisine esip gürlüyordu. Zaten aynı öneriye, Başbakan Erdoğan da « Allah göstermesin ! » demişti.

Başka bir deyişle, AKP iktidarının her kademesinde, Arınç’ın « köle sanılmalarına » şiddetle karşı çıktığı AKP’li eşlerin yerine hep kocalar konuşuyor, onların bağlı başlarını kocalar savunuyor ve hiç bir kocanın aklına, « Başını açması gerekir mi sorusunu hanıma sorun ! » demek gelmiyor. Kendi yerine kendisi konuşan bizim gibi kadınların aklına da ister istemez, bu hanımların başlarıyla birlikte dillerinin de bağlandığı kuşkusu takılıyor, elbet.

Demem o ki, bir yanda, ülkesine gelen Müslüman göçmen hanımlarını bile kapandıkları evlerden çıkarıp, hem de yabancı dilde konuşmaya ve toplum sahnesine zorla çıkarmaya kararlı, adeta despot bir cumhurbaşkanı adayıyla Fransa…

Öte yanda, karısının « kendi tercihi » olduğunu iddia ettiği başının bağı hakkında bile kocası konuşan ve zaten hiç bir konuda konuşturulmayan karısının köle olmadığını iddia eden « demokrat » erkeklerin adaylık koyduğu Türk cumhuriyesi…

Kimin nereye, hangi toplumun ne yöne yol aldığı açık değil mi ?

Türkiye’nin Avrupalılık macerası da, galiba böylece noktalanıyor. İslamcıların kadını indirgediği G noktasında değil, eşitliğin « püf ! » noktasında !

Ankara’lı okurlarımın dikkatine : Bugün saat 18 ile 20 arası, Tunalı Hilmi caddesindeki D and R’da kitaplarımı imzalayacağım, hoş gelir sefalar getirirsiniz.

--------------------------