Hırvatistan’dan ne haber?
Vatan · 13 Aralık 2006
Avrupa Birliği, üye adayı iki ülkeyle eş zamanlı müzakere ediyor. Hatta Türk basınında es geçilmesine karşın, bu iki ülke ile sürdürülen müzakere sürecinde bir yarış da söz konusu, çünkü müzakereleri önce tamamlayan tabiidir ki önce üye olacak. Oysa Türkiye’nin geniş geneli, zaten yarım yamalak ve çoğu kez taraflı, yani çarpıtılmış bilgilerle tanıdığı AB yolunda, kiminle eş zamanlı müzakere edildiğini, kiminle yarıştığımızı bile bilmiyor.
Türkiye, AB üyeliğine önce varmak sürecinde Hırvatistan’la yarışıyor.
Daha doğrusu, yarışıyordu.
Çünkü dün, bu yarışta geçildi.
Başta AP ajansı, haber dünya medyalarında şöyle duyuruldu: “Türkiye yerinde sayarken Hırvatistan, AB üyeliği sürecini oluşturan 35 müzakere başlığından birincisini tamamlayarak ikincisini açtı.
Hırvatistan’ın 1 Ocak 2007’de üyeliği kesinleşen Bulgaristan ile Romanya’nın ardından 28’inci AB üyesi olması bekleniyor.”
***
Oysa aynı Hırvatistan, daha bu yıl başında AB ile ilişkileri kopartma noktasındaydı.
Şimdi denebilir ki, AB taraflıdır, Hırvatistan’ı ister, Türkiye’yi istemez. Hırvatistan minicik bir ülkedir, Türkiye kocaman. Hırvatistan’ın sorunu azdır, Türkiye’nin çok. Hırvatistan Hristiyandır, Türkiye Müslüman, falan.
Hepsi doğrudur.
Ancak bu doğruların hiçbiri, hem post-komünist bir ülke olup, hem de eski Yugoslavya’yı daha on yıl öncesine kadar kasıp kavuran iç savaştan nasibini almış Hırvatistan’da kişi başına düşen gayrisafi milli geliri 9 bin 844 dolara ulaşmışken, sittin senedir demokrat liberal Türkiye’nin niçin 5 bin 992 dolarda süründüğünü açıklayamaz.
Aynı şekilde, her iki ülke de AB ile müzakerelere eş zamanlı başlamışken Hırvatistan’ın niçin AB’nin kalbi Brüksel’de bir görevli ordusuyla adeta bir kuşatma karargâhı kurduğunu ve Avrupa yetkililerini tek tek markaja aldığını, oysa Türkiye’nin niçin aynı yarışa gerçekten kahramanca ve kan ter içinde koşan küçük bir ekiple girdiğini de açıklayamaz.
Türkiye’de, Türkiye’nin AB Başmüzakerecisi’nin Ali Babacan olduğundan kaç kişi haberdardır, bilemiyorum.
Ama yaklaşık iki ay önce Vatan yazarı, AB uzmanı ve arkadaşım Cengiz Aktar da yazdı, ben de: AB yetkilileri, “Mr. Ali Babacan’ın yüzünü unuttuk, görürsek tanıyamayabiliriz” diye dalga geçiyorlardı.
Sorun bakalım, ya da araştırın: Devlet Bakanı Ali Babacan, Başmüzakereci atandığı günden bu yana Avrupa başkenti Brüksel’e mi daha çok yolculuk yaptı, yoksa ABD’ye mi?
Yanıt, tartışmasız biçimde ikincisidir.
Oysa aynı zaman diliminde, Hırvatistan’ın doğrudan “AB Üyeliğine Uyum Bakanı” unvanıyla donattığı Başmüzakerecisi Vladimir Drobnjak, Türkiye’ninkinin beş misli sayıda görevliyle Brüksel’i ablukaya almış, AB yetkililerinin kendi bakanlarından daha çok görüp konuştuğu kişi halinde gelmişti!
***
Dün AB’nin Türkiye ile müzakereleri 8 başlıkta dondurduğu kesinleşti. Genelinde kamuoyunda, özelinde politikacılarımızda egemen olan görüş, AB’nin bize karşı haksız ve yanlı davrandığı yolunda. Kuşkusuz gerçek payı var bu görüşte.
Ama Türkiye bunun böyle olacağını biliyordu. Ve her tür ayak oyununa, her cins direnişine rağmen AB’ye üyelik şiarından hareketle yapılması gerekiyordu planların. Ortada olmayan, sesi soluğu çıkmayan bir başmüzakereci, son dakikada, üstelik ulusal konsensüs sağlanmadan başlatılan ataklar, herhalde ne gol atmaya, ne de gol yemeye hazırlıklı bir Türkiye’nin görüntüsü değildi!
Kıbrıs üzerinden atılmaya çalışılırken yenilen altın golü bir yana koyun, dondurulan 8 müzakere başlığını da unutun, acaba şu soruya ne yanıt verebilir AKP iktidarı: AB’ye Başmüzakereci atadığınız Ali Babacan, AB hakkında ne biliyor, Brüksel’de şimdiye kadar hangi üye ülkenin kaç yetkilisiyle görüştü ve ne iş yaptı, ne başardı?
Bu soruya verilecek cevabın acınacak yetersizliği, üstelik Ali Babacan’ın bile değil, AKP iktidarının zafiyetini ortaya koyacaktır.