Ahlak cinsel midir?
Vatan · 23 Aralık 2006
Etik” sözcüğü çoğu zaman “ahlak” kavramıyla eş anlamda ya da “ahlaki”nin karşılığı edat olarak kullanılır. Hatta bazen “ahlak”, “etik”in Türkçesidir sanılır. Oysa iki kavram arasında her şeyden önce bir kapsama alanı, bir boyut farkı vardır:
Yunanca “etika” kavramıyla felsefeye mal olan “etik,” bireysel yaşama yön vermeyi amaçlayan bir mantık kuramıdır. Oysa “ahlak,” insan davranışının kitlesel ve toplumsal boyutudur. Zaten bu yüzdendir ki Latince gelenek görenek demek olan “mores” kökünden türeyen “morale” sözcüğünün karşılığıdır ahlak.
Özetlemek gerekirse, iyilik ve kötülük kavramlarını belirleyen toplumsal kabul ölçüsüne ahlak, aynı ölçünün birey ya da sınırlı bir topluluk bilincine yansımasına etik, denir.
***
Böyle derin konular bir gazete sütununda işlenir mi diye düşünebilirsiniz. Oysa ben, Türk medyasında bu konulara kafa yoranların düşüncelerine daha fazla yer verilseydi, bugün Türkiye’de herkesin farkında olup ürktüğü “ahlaki çöküş”ün bu boyutlara taşınmayacağına inananlardanım.
Eğer ahlak üzerine düşünmezsek, ölçülerini irdelemez, değerlerini yargılamazsak, yayılan ahlaksızlık karşısında “Ne oldu bize?” diye şaşmaktan başka bir iş gelmez elimizden, üstelik bize ne olduğu sorusunun yanıtını da bulamayız. Ve bir gün, ahlak üzerinde düşünülmediği için öylesine yayılır ki yoksunluğu, ölçüye vurup “vah vah” diyebileceğimiz varlığı bile kalmaz!
***
Acı çektirmekten haz almak diye tanımlayabileceğimiz “sadizm”in isim babası Marquis de Sade, şaşırtıcı ama gerçek, düşünürlerin bin yıllardır kafa yorduğu iyilik/kötülük konseptleri konusunda, ahlaktan tamamen bağımsız bir kuram geliştirebilmiş tek filozoftur.
Doğru ya da yanlış, en azından ilginç olan Sade’ın kuramına göre ahlak, söylemde neyi gerektiriyorsa eylemde tersini yaptıran bir süreçtir. Başka bir deyişle Marquis de Sade, “ahlaksızlık, ahlakın bir ürünüdür” der. İster inanırız, ister inanmayız, ama tarihte ahlak uğruna işlenmiş cinayetlere, ahlak numuneleri olmaları gerekirken her dindeki ruhban sınıfından çıkabilen yalancı, sahtekâr, hırsız, soyguncu ve hatta fuhuş tutkunu din adamları düşünülünce, ahlaksızlığın bizzat ahlak fazlası tarafından tetiklendiği mantığı pek de yanlış değildir.
Marquis de Sade, bu kuramı en belirgin ögeleriyle Justine romanında tarif eder: Zavallı Justine, romanın akışında ne kadar erdemli, namuslu ve ahlaklı olmaya çalışırsa, o kadar cinsel tacize, tecavüze uğramakta ve ahlaksızlığa maruz kalmaktadır.
Sade’ın ahlaksızlığı tetikleyen ahlak kuramında, tabii ki söz konusu olan din ahlakıdır. Sade’ın yaşadığı ve yazdığı dönemde, zaten tüm insanlık ahlaktan dini anlıyor ve din biçimleyip çiziyordu iyilik ile kötülüğün sınırlarını. Laik ahlak diyebileceğimiz “hümanizma”, Sade’ı önce hapisten çıkarıp sonra tekrar tıkan Büyük Fransız Devrimi’nin öncü düşüncesiydi, evet, ama topluma mal olması, yayılması çok zaman aldı, devrim sonrasına bile denk gelmedi, iki yüzyıl beklemek gerekti. Hatta hâlâ, hemen tüm dünyada dine dayalı ahlak, yurttaşlık bilinci gerektiren laik ahlaktan daha yaygın ve kitlesel anlamda geçerli olanıdır.
***
Türkiye özelinde de son elli yıldır ahlaktan dine dayalı ahlakın anlaşıldığı ve “iyilik/kötülük” sınırlarının din tarafından çizildiği açıktır. Ama toplumda, dinin öngördüğü ahlaki kuralların hemen hepsini delip geçmeye hoşgörüyle bakılmasa bile tepkisiz kalınıp, ahlakın niçin kadın cinselliğine kilitlendiğini anlamak kolay değil.
İşte tam da bu kapsamda, belki Sade kuramına dönmek ve Türkiye’de çocuklara yönelik artan cinsel istismarın kaynağında ahlakın cinselleştirilmişliğini, özellikle de yasaklı kadınlığı aramak gerekiyor.