Açlık ve aşırılık
Vatan · 27 Aralık 2006
Türkiye, iç savaş olmadan en çok insan öldürülen ülkeler sıralamasında, nüfusa orantılı cinayet rekoruna koşuyor.
Bu cinayetlerin dörtte üçü, “namus meselesi” yani doğrudan ya da dolaylı cinsellikle ilgili nedenlerle işleniyor. Bizler, töre cinayetlerinden tecavüz edildikten sonra öldürülen çocuklara, hayvanlara yönelik adi vahşet kadar yaygın cinsel istismara, insanlık dışı eğilimlere toplumsal bir neden bulmak gerektiğinde, her şeyi “cehalet”e bağlıyoruz.
Doğru olabilir. Ancak bu doğruluk, tüyler ürpertici iki gerçeği de birlikte getirir. Acaba onları görüyor muyuz?
Bir: Eğer Türk toplumunda giderek yaygınlaşan vahşet eğilimi, cehaletin sonucuysa, 1960’lara kadar dünyanın en az intihar edilen, en az cinayet ve hatta en az suç işlenen ülkelerinden biri olan Türkiye’de toplum daha eğitimliydi ve şimdi cahil, üstelik cehaleti de katlanarak artıyor demektir.
İki: Eğer Türkiye, 1960’lardan sonra ilan edilen bunca eğitim seferberliğine, açılan bunca okul ve üniversiteye karşın cehaletin arttığı bir ülkeyse, o zaman sorun düz cehalet ve panzehiri de okul eğitimi değildir.
Ama Türk çocuklarının eğitimi, Pinokyo’ya “Esselamünaleyküm” diye selam verdirip Heidi’ye “Allah rızası” için sevap yaptıran bir bakanlığın, abdest suyunun şifalı olduğu iddiası fosladıktan sonra Darwin’in evrim teorisini okul kitaplarından çıkarıp, yaradılış teorisini fen kitaplarına koyduran bakanına emanet edilmiş olması da zaten herhangi bir cehaletin yenilmesi değil, belli bir cehaletin özenle beslendiğinin işaretidir!
***
Dikkat ederseniz ülkemizde eğitim dinselleştirildikçe, bizzat okullarda işlenen “günah” oranında patlama yaşanıyor. İmamların politika yapması, siyaseti rantçılıktan temizlemediği gibi genişletip katladı. Toplumda muhafazakârlık, fuhuşla doğru orantıda artıyor. Ülkede tarikatlar cirit atıyor, ama sefahat da bir o kadar.
Başka bir deyişle Türkiye’de ahlakçılık ve ahlakçı söylem yayıldıkça, ülkeyi ahlaksızlık sarıyor.
Demek ki sorun bir okul eğitiminden çok, gelenek ve görenek edinimi olan ahlaki değerlerin özümsenmesini engelleyen, naturasını değiştiren bir vicdan yozlaşması.
Vicdan yozlaşması nedir? Doğru ve yanlışı, iyi ve kötüyü özgür bilinçle ayırt edip seçimini yapamamaktır. Felçli vicdandır, ödül ve ceza koşullamasıyla, nedenini niçinini bilmediği tabularla yönlendirilen beyindir.
Türkiye’nin toplumsal vicdanına mal edilen tabular aracılığıyla, kadına yönelik cinsel yasaklardan ibaretmiş gibi kılınan ahlakın, Marquis de Sade’ın dediği gibi ahlaksızlık ürettiği varsayımından yola çıkacak olursak: Ülkemizde yalnız din satıcıları ve tarikatlar arasında yayılan sefahat değil, dinden bağımsız gibi görünen cahil, yoz ve yeni zengin sıralarına egemen olan cinsellik patlaması da rahatça açıklanır.
Türkiye’de çocuklara yönelik cinsel istismar niçin katlanarak artıyor? Kadının, erkek toplumdan soyutlanması ve sözde namusunu korumak için erkeğe yasaklı kılınması, kadınsız erkeklerin elbette “korumasız” çocuklara yönelmesini kolaylaştırıyor, zaten var olan sübyancılık eğilimini kışkırtıyor.
Namusu “kadın cinselliği”ne indirgeyen ahlak anlayışı, muhafazakâr olsun olmasın tüm toplumda cinselliğe yönelik bir talep yaratırken, aynı zamanda fütursuz cinselliği de bir arz piyasası haline getiriyor.
***
Eğer bugün Türkiye’de, kamuoyu oluşturucu medyalar baldır bacak göstermek koşuluyla prim yapabiliyor ve siyasal basın bile en azından bir kadın fotoğrafı, bir cinsellik haberi girmeyen baş sayfa yapamıyor, çünkü satamıyorsa, bu gerçeğin kaynağında, kendisi açılıp saçılmayan ve açılıp saçılmayı günah sayan “muhafazakâr” kesimin bile açlığı vardır!
Cinsellik, yemek içmek gibi doğal bir ihtiyaçtır. Türkiye’deki ahlak iflasının kökeninde, cinsel açlık, çünkü kadın yoksunluğu vardır. Böyle bir açlık ve yoksunluk da, ancak günah ve suça çanak tutar.