Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Hakiki dolma, sahte rolex

Vatan · 3 Ocak 2007

Bu dünyada en saygı beslediğim insanların başında, bir küçük parmak eni ve yarı boyunda yaprak dolması sarabilenler gelir. İçinin lezzet kıvamını tutturmak bir yana, dolmanın dış yaprağını sarmak, her babayiğidin harcı değildir. Bendeniz anayiğit olarak bir kez sarmaya kalkmıştım, dolmadan çok, en kallavisinden üstelik patlak bir Havana purosuna benzedi; hayatımın ilk, tek ve sonuncu yaprak sarması olarak tarihin çöplüğünü boyladı. O gün bugündür her tür yaprak dolmasının yalnızca yemesini bilir ve severim. Bu zafiyetimi bilen sevenlerim de, beni dolmanın etlisiyle, zeytinyağlısıyla taltif eder. Hatta dostlarım arasında, evime tencereyle dolma gönderenler bile vardır: Ata Tokgöz, kulakların çınlasın!

***

Dolma deyip geçmeyin. Erkeğin kalbine giden yol haritası doğrudur ve iyi dolma saran hanımları o yoldan çıkarmak zordur. Bizatihi tanık oldum, iki aşk arasında kalan bir erkek arkadaşım, sonunda tercihini, gidenin ardından içini çekerek de olsa, kalan hakkında, “Kimse onun gibi dolma yapamıyor!” açıklamıştı. Dilimi tuttum, “Yalancı dolma mı?” diye sormadım. Garip görünse de, ben üstünlük ölçütünün böylesine otantik derim. İnandım kendisine. Zevke tırmanan her merdiven mübahtır derler. Niye o merdiven basamakları, sevgiyle sarılmış dolmalar, beğendirmek için açılmış mantılar, aşkla kotarılmış imam bayıldılar olmasın?

Erkeğin kalp yoluna mideden girilmeseydi, kadın aşçıdan çok erkek aşçı olup, evde bile yemek pişirmek için çıldıran erkek nüfusunda böylesine patlama yaşanır mıydı? Bazı kadınların kalbine giden yolun da mideden geçmediği ne malum? Dolayısıyla dolma, elbette çatlayan bir birlikteliği onaran dolgu olabilir. Hatta dolmanın yalancısı bile, bazen Rolex saatten daha hakiki bir aşk armağanıdır. Öyküyü dinleyin, sözümün doğruluğuna siz karar verin.

***

İstanbul’da tanınmış bir iş adamı, nikâhlı eşinin kol gezdiği ev mutfağında başka kadınların kalbine gidecek yol çıkmaza girdiğinden, hayatındaki öteki dişinin gönlünü mideden geçmeyen Rolex marka bir saatle kazanmış. Rolex saatlerin fiatını bilen öteki kadın, (başkasıyla) evli sevgilisi iş adamının gönlünde olmasa bile cebinde işgal ettiği yerin önemine binaen pek duygulanmış tabii. Gel zaman git zaman, bileğinden artık çıkarmadığı Rolex, kendisini beklemeden geçen zamanı biraz geriden izlemeye başlamış. Kadın, saatini İsviçre’ye giden bir arkadaşına verip gözden geçirtmesini istemiş. Söz konusu yardımsever arkadaş verdiği sözü ve elinde saat İsviçre’deki bir Rolex mağazasının yolunu tutmuş. İncelemek üzere saati teslim alan Rolex’çiler, erteki günü öteki kadının arkadaşını kaldığı otelden telefonla arayıp: “Biraz gelir misiniz?” demişler. Tıpış tıpış mağazaya giden Türk turist arkadaşı, kapıda yalnız Rolex’çiler değil, iki de polis karşılamış. Başlamış amansız bir sorgu:

“Bu saati nereden, ne zaman, kaça aldın?” Meğer iş adamının sevgilisine aldığı Rolex sahteymiş, sevgili seyirciler... Ünlü markaların sahtesini üreten, satan ve alanlara karşı yürürlüğe giren yeni yasal yaptırımlar ise, çok ağır. Türk turist, “Vallahi benim değil, arkadaşımın!” diye çırpındıkça iyice batmış ve mahkemeye çıkarılmaktan hemen, oracıkta 7 bin İsviçre Frangı ceza ödeyerek kurtulmuş ancak.

Yardımsever arkadaş, İsviçre dönüşü sahte Rolex’in sahibi öteki kadına ne yaptı; öteki kadın kendisine sahte Rolex hediye eden sevgilisine ne yaptı, bilmiyoruz. Sahte Rolex’i hakiki diye yutturan iş adamının aşkı da sahteydi de hakiki gibi mi yapıyordu, onu da bilmiyoruz. Ama ucuza aldığı Rolex’in sonuçta kendisine hakikisinden pahalıya patladığını öğrendik. Çünkü hem yardımsever turist arkadaşı tazmin etmiş, hem de sevgiliyi kaybetmiş bulunuyor.

***

Evde sarılmış yalancı dolmanın dili olsa, dışarda doldurulan saatlerin aşkına, “Yalancı!” derdi.