Ortasından sınır geçen şehir
Vatan · 5 Ocak 2007
Akdeniz’in Sicilya ve Sardunya’dan sonraki üçüncü büyük adası Kıbrıs’ın coğrafi sureti, belki de karmaşık tarihinin ifadesidir. Doğanın çizdiği sınırlarıyla denizin içinden yükselen Kıbrıs haritası, eğer barbarlık tarihini düşünürseniz, taş devri insanlarının ilkel balyozuna benzer. Ama Tanrıça Afrodit’in efsanelere doğduğu yeşil adanın 9 bin yıllık uygarlığını anımsarsanız, bir kemanı andırır Kıbrıs.
***
Biz Türkler, bütün büyük imparatorluk çocukları gibi dağaşırı, denizaşırı memleket anlamında “mülk” belleğiyle doğarız.
Kesilen bir kol, kopuk bir bacak, nasıl yerindeymiş gibi acır ve varmışcasına girerse rüyalarımıza, farkında olmadan, bilinç dışımızda, hiç gitmesek de, görmesek de, atalarımızın “mülk”ünü özleriz.
Her birimizin bir böyle “mülk”ü vardır, hatta kimimiz “memalik” belleği bile taşırız. Balkanlar’dan, Kafkaslar’dan gelip Anadolu’da Mağripliye ve maşrıklıya karışan soylar, hiç de az değildir atalarımız arasında. Onların efsanelerini, hiç anlatmamış olsalar da içimizden biliriz, her birinden bir zincir taşır genetik haritamız.
***
Yeni yıla Kıbrıs’ta girdim ve beş günlük gezim sırasında, Türkiye’den Kıbrıs’a gezmeye gelen Türklerde gözledim ben, her ne kadar adını koyamasalar da, hükümranlık özlemini.
Kıbrıs’a gitmek için yurt dışına çıkılıyor, ama sanki yurt içine varılıyor, çünkü biliniyor: Orası bizimdi, imparatorluğumuzdu, bir ara kaybettik, ama şimdi, yine bizim. Şöyle bir düşünecek olursak, İngiliz İmparatorluğu’nun hâlâ büyüklü küçüklü denizaşırı toprakları var. Hatta Fransa’nın bile var. Oysa Osmanlı İmparatorluğu’ndan geriye “denizaşırı mülk”ümüz kalmadı bizim.
İşte Kıbrıs’ın kuzeyi, tam olarak bu özlemi doyuruyor, özellikle adaya gelip giden Türklerde.
Kısaca “Kıbrıs’a geldim, Kıbrıs’tan döndüm...” diyorlar. Oysa gelip gittikleri yer, adanın yalnızca yarıya yakını, KKTC bayrağının dalgalandığı ve Türkiye’den başka kimsenin yasal varlığını tanımadığı ülke. Olsun. Orası, bizim denizaşırı memleket parçamız.
Belki de bu duygu, bu sahiplenme yüzünden, kopartılamayacak Kuzey Kıbrıs, Türkiye’den. Bu gerçeği yerinde görüp anladım. Üstelik, Kıbrıs’a yalnız Kuzey’den değil, Güney’den de baktım ve Rumların da aynı sonuca vardıklarını sezdim.
***
Rumların “dünyanın bölünmüş tek başkenti” dedikleri Lefkoşa’yı, öteki yarısına bağlayan “check point”, Ledra Palas’tan ben de bayramın birinci günü geçtim. Arkada bıraktığım sokaklarda Türkler kurban keserken, önümdeki sokaklarda Rumlar, domuz kebabı kızartıp satıyorlardı. Devamı yarına.