Türkiye İstanbul’a feda mı?
Vatan · 9 Ocak 2007
Ayaklar nasıl başlık yapıyorsa, bu yazı da ayaktan başlayabilir ve sonu, baştan söylenmelidir: Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınması, AKP hükümetinin Ankara’yı başkent olmaktan çıkarıp “köyleştirme” projesidir!
Dikkat ederseniz, iktidar partisi demiyorum, hükümeti diyorum, çünkü proje o kadar kapsamlı bir art niyet içeriyor ki, tüm AKP’lilerin vicdanını böylesine hırs bürümüş, gözleri bunca kararmış olamaz. Hükümetin “ileri görüşünü” bilmesem, burun ucundan ötesini görmediğini varsayabilirdim. Laik cumhuriyete bağlılığından, yurtseverliğinden kuşku duysam, gerek birincisini yıkmak, gerekse ikincisini batırmak için “nihai” adımları attığını düşünebilirdim!
Ama yalnız ve sadece, “ne yaptıklarını bilmeyecek kadar gözlerinin karardığına” hükmetmeyi tercih ediyorum.
***
Bir hukuk devleti, üslubunun usullere uyumundan bellidir. Devletin halka koyduğu hukuk kuralları, herkes ve her şeyden önce kendi tüzel kişiliğini bağlar. Oysa...
Kim açıklıyor “Türkiye Cumhuriyeti...” değil, yasal adı doğrudan “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” olacak kadar temel bir kurumun taşınma kararını? Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan. Peki bu bakan böyle bir tartışmayı yapmaya, böyle bir kararı açıklamaya yetkili midir? Hayır!
6. 12. 1984 tarih ve 3098 sayılı yasaya göre Merkez Bankası’nın muhatabı hükümet değil, sadece Başbakan’dır. Yasada TCMB’nin hem tek muhatabının Başbakan olduğu, hem de hükümetten bağımsızlığı madde madde, açıkça belirtilir.
AKP hükümetinin kuralları çiğnemesine alıştık, zaten çoğu kez kimin ne yaptığı da belli olmuyor, sorumluluk alanları bile karışıyor. Ali Babacan kim? Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi. Oysa AB hakkında Babacan hiç ortada yok, hep Başbakan Tayyip Erdoğan konuşuyor. Buna karşın Başbakan’ın muhatabı Merkez Bankası hakkında da Erdoğan değil, Babacan konuşuyor.
Devlet usul üslubundaki bu biçimsizlik bir yana, TCMB’nin İstanbul’a taşınması kararının nedeni, hiçbir anlamda ekonomik olamaz. İşlem hızı ve kolaylığı açısından bakarsak, teknolojinin geldiği noktada Merkez Bankası İstanbul’da olmuş, Ankara’da olmuş, fark etmez. Yasayla bağımsız kılınan bir kurumun, üstelik bizzat atadıkları Başkan Durmuş Yılmaz’ın karşı görüşünü hiçe sayarak İstanbul’a taşınması, birilerine “iş çıkarmak”, inşaat ihale etmek, rant sağlamak amacından başka bir “hizmet” değildir! Hele yetkilerini aşarak “karar açıklayan” Ali Babacan’ın, “Ziraat Bankası, Halk Bankası, BBDK, SPK, hepsi gidecek...” lafına bakılırsa, bir rantçıya değil, bir rantçılar ordusuna “gökdelenler diktirerek” sebeplenmeyi hedeflemektedir.
***
Bu dünyevi hedefin ulvi “gizlisi” ise Ankara’da en az 100 bin kişiyi işsiz bırakacak, IT sektörünün kapısına kilit vuracak başkenti köyleştirmek, İstanbul’u “başkent” yapmak olabilir ancak. Yarın öbür gün, “Canım, her şey orada, niye TBMM burada?” diye meclisi de İstanbul’a taşır, bu zihniyet elbet.
Ama o zaman, zaten Merkez Bankası’nın önünde de “T. C.” olmayacaktır. Çünkü rant hesabıyla kör olan gözlerin bu projede görmediği büyük tehlike, düşünüldüğünden de yakın: Marmara depremine çeyrek var. AKP hükümeti, bu projeyle devletin tüm mali kurumlarını otuz yıl içinde önemli ölçüde yıkılacak bir kente taşıyor. İnşaatını ona buna ulufe dağıtacakları gökdelenler ayakta kalsa, böyle bir depremin başlatacağı ne ateş, ne de sosyal yangınlardan, talan ve yağmadan kurtulamaz İstanbul’da, hiçbir kurum!
Bölgedeki sanayi yoğunluğu açısından zaten ekonomiyi çökertip, Türkiye’nin bağımsızlığını tehlikeye atacak böyle bir depremde, İstanbul’un, özellikle Avrupa yakasının kimin elinde kalacağı hiç belli değildir...
İşte bu kapsamda İstanbul’u Türkiye’den koparmayı isteyecek, “Konstantinopolis’i geri almak” umudunu hiç yitirmeyenlere, “buyrun, yanında Türkiye Cumhuriyeti’ni de verelim” demektir, Merkez Bankası başta, sayılan tüm kurumların İstanbul’a taşınması.
Devletin bekasını kendi fani cisimlerinden öteye göremeyenleri, biraz aklıselime ve hiçbir mantığa sığmayan bu tehlikeli projeye, bir de bu açıdan bakmaya davet ediyorum.