Ya abd kazanıyorsa ?
Vatan · 11 Ocak 2007
Bu yazının başlığı, « ABD’nin niyeti, yoksa kısmeti mi ? » olabilirdi. Dünya, George W.Bush komutasında ABD’nin 11 Eylül 2001’den öteye uluslararası teröre savaş açtığını, ama Afganistan işgaliyle Orta Asya’daki enerji yollarını denetlemek amacını güttüğünü biliyordu. Irak’ın işgaliyle de hem petrol, hem de İsrail’e destek politikasına uygun hedefler izlediği açıktı. Ancak Amerika, gerek BM desteğiyle girdiği Afganistan’da, gerekse cisminden çok ismi var müttefiklerle işgal ettiği Irak’ta ne otorite kurabildi, ne de yıktığının yerine yeni bir düzen. Tam tersine Afganistan ve Irak’ı kanlı bir kaosun içine düşürdü, çıkaramıyor. Bu iki ülkenin bırakın bir gün demokrasi ve barışa kavuşmak, yıkımdan önceki hallerine dönmek olasılığı bile giderek uzaklaşıyor.
İşte dünya ve hatta ABD’nin iktidar zirvelerinin dışında kalan düşünce tepelerinde, bu tablo, « ABD’nin Afganistan ve Irak’ta hezimete uğradığı », biçiminde yorumlanıyor. Bu yorumlara yakın zamana kadar ben de katılıyordum. Ta ki, Amerikan askerlerinin gözetimindeki Saddam’ın, adeta Irak’taki direnişi azdırmak, iç savaşı körüklemek için özel bir plan uygulanıyormuş gibi, Kurban Bayramı’nın birinci günü, kabul edilemez koşullarda idamına kadar. Saddam, cellatlarına teslim edilene kadar Amerikan askerlerinin elindeydi. Cellatlar, beş dakikalığına aldılar, devrik diktatörü hakaret ve küfür ederek sallandırdılar, sonra cesedini yine Amerikalılara teslim ettiler. Amerikalılar ne yaptı böyle bir cesedi? Sanki taraftarlarına « yatır » sunuyormuş gibi, memleketine gömdü « şehit » ilan edilen lideri…
Ya biz yanılıyorsak? Ya ABD’nin işgal ettiği ülkelerde yıktığı düzenin yerine yenisini kurmak gibi bir niyeti hiç olmadıysa ? Ya tam da bu tabloyu, Afganistan’da ve Irak’ta durmayan bir kan, durulmayan bir çatışma ortamı, bitmeyecek bir kaos yaratmak amaçladıysa ?
Bizim « hezimet » dediğimiz, ABD’nin stratejik bir zaferi olabilir mi ?
Üstelik, bu yönde kanıtlar artmaya başladı :
Eric de Lavarene ve Emmanuel Razavi adlı iki Fransız gazetecinin Afganistan’da yaptığı röportajlardan oluşan 52 dakikalık « Bin Ladin, Başarısız Bir Takip » belgeseli, eğer kazaya uğramazsa, Ocak ayı içinde yayınlanacak. Bu belgeselde, Afganistan’da Amerikalıların yanında savaşan « aktif » müttefiklerden Fransa kuvvetlerinin 2003 ve 2004 yıllarında, iki kez Bin Ladin’in yerini tespit ettiği, ancak izlenmesi ve vurulmasının Amerikan komutası tarafından önlendiği bilgisi yer alıyor. Bin Ladin ve 70 adamının yerini tespit edip karargaha bildiren ve Amerikan komutanlığından, uzun bir süre sonra, « Bırakın gitsinler ! » emri alan Fransız komando bölüğü subayları anlatıyor, açık seçik, kamera karşısında.
Amerikan genel kurmayının Bin Ladin’i kesinlikle vurmak, tutuklamak falan istemediğine dair benzeri bir tanıklığı, özel Amerikan kuvvetlerinden Alan H. ve Adam R. « kod adlı » iki asker de yapmış, bir kitap yazmışlar, ABD’de bastıramamışlar, 2004 yılında Avrupa’da « El Kaide’nin İzinde » başlığıyla yayınlanmış, nedense sessizce geçiştirilmişti, verdikleri çok önemli bilgiler.
İki Fransız gazetecinin belgeselinde, bizzat Afganistan devlet Başkanı Karzai’nin bir yakını açıklıyor, « ABD, Bin Ladin’i bulmak istemiyor, » diye…
Hal böyle olunca, ister istemez, Afganistan ve Irak’ta hayatı dahil çok şey kaybeden milyonlarca insana karşı, ABD’nin yarattığı kaosta « ne » kaybettiği sorusu akla geliyor. Yanıtı, 4 bin asker. Ama kazanç ? Silah sanayii ekstra, ekonomi süper. Savaş, milyarlarca dolar kazandırıyor borsalarda…
Ve dün, Vatan’da bir haber : Pentagon’da « El Kaide’nin hedefi Türkiye » brifingleri birbirini izliyormuş. Amerikalılara göre El Kaide’nin 2007 planında, Türkiye’deki laik rejimin devrilmesi ve halifeliğin dönüşü varmış. ABD, demek Türkiye’yi « de » El Kaide’den « korumaya » hazırlanıyor. Yandık !
-----------------------------------------