Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Unutmak kaybetmektir

Vatan · 12 Ocak 2007

Türk ordusunun 1974’te Kıbrıs’a Rumların işlediği hangi « insanlık suçları »ndan sonra ve niçin çıkartma yaptığı, laf olsun diye kurulan müzakere masalarında boğuldu ve unutturuldu. Zamanında bu masalara zaten « anlaşmamak » için oturan Türk ve Rum temsilcileri, 1974 öncesini yaşamış kişilerdi, yüzlerce kez buluştukları bu toplantılarda artık temel sorunun sözünü etmiyorlardı elbette. Çözüm bulmamaya kararlı oldukları için de, tüm dehalarını karşı tarafın kabul etmeyeceği öneriler bulmaya harcadılar ve otuz yıla yayılan süreçte, « esas » gitti, « tali » kaldı. Fil yitirildi, dişleri için dövüşülür oldu.

Oysa Türkiye’nin haklılığı, esas olarak 1974 öncesinin hesabını « kapatmamaya » dayanıyor ve Kıbrıs’ın oluşturduğu sorun yumağını bir gün çözmek, ancak ve ancak yine bu hesaptan yola çıkmakla mümkün.

Ne var ki bugün, Kıbrıs’ın çözümsüzlük tarihini Rumlar, kendi seçici belleğine göre yazıyor ve dünyaya hem eksik, hem de deforme haliyle onlar okutuyor. Çünkü onların belleği uzun ve yazılı kültür alışkanlıkları var. Oysa Türklerin belleği kısa ve sözlü kültür, sesle birlikte ölüyor.

İki toplum arasındaki bellek, dolayısıyla geçmişine sahip çıkmakta beceri farkını, adanın iki yakasını gezerken görüyorsunuz zaten : Türk tarafında birkaç sakil anıt ve zavallı müze dışında, sınır boyu dahil 1974 öncesini anımsatan doğru dürüst hiç bir sanat eseri, yazıt, yazılı ve görsel kanıt yok. Rumlar, cilt cilt, her dilde turistik kitaplar yayınlamışlar ve bu kitaplara, Türk tarafına dair kendi tarih tezlerini içeren uzun bölümler koymuşlar. Türk tarafında birkaç broşür dışında, düzgün bir turistik rehber bile bulunmuyor !

Kıbrıs’ın her iki yakasını da gezdikten sonra gayet net anladım ki, KKTC’de yaşayan Türkler, kendi uğradıkları zulüm ve haksızlık dahil herşeyi unutmuş, ya da unutmak arzusundalar. Kendileri geçmişi silince, karşı tarafın da sayfayı çevireceğini umuyorlar, kuşkusuz. Ama boşuna. Rumların « seçici belleği » unutmuyor ve hiç de unutacağa benzemiyor.

Lefkoşa’da KKTC ile Kıbrıs Rum Cumhuriyeti arasındaki tek geçiş noktası Ledra Palace’ta, Türk gümrük binasının üstünde sadece mızmız çocukların nedenini bilmeden, niçinini açıklayamadan tutturması gibi bir inadı simgelercesine, İngilizce bir tabela var ve üstünde « Turkish Republic of Cyprus FOREVER » yazıyor. Neden « forever », niçin « sonsuza kadar » vurgusu yapılıyor, belli değil.

Oysa Rumlar, « yazılı kültür toplumu » olarak propagandaya, daha sınırın birinci metresinden başlıyor. Cadde zemininde, hani o bayrak direğine çıkıp ateş edince vurulan Rum vardı ya, onun « düştüğü yer » işaretli, yanına bir şehit anıtı dikilmiş, üstünde, yanında, yol boyunca her köşede « Türk ordusunun son cinayetleri » iftiraları resimlenmiş, yazılmış. Tampon bölgedeki duvarlar, evler, yapılar, mevziler boyunca, böyle devam ediyor bu propaganda.

Lefkoşa’nın Rum tarafındaki tüm kapalı kapıları, tahkim edilmiş tüm siperleri gezdim. Her birinde, aynı minvalde fotoğraf sergileri, resimler, kitabeler vardı.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hiç hayale kapılmasın. Lokmacı kapısı açılır mı bilmem, ama Rumların Türk tarafına kapı açmaktan çıkarı yok ki, niyeti olsun. Tahkimde kullanılan 32 yıllık kum torbaları dahil, mevzileri, fresklerle bezenmiş siperleri, nöbet bekleyen askerleri artık « tarih eseri » olarak turizme hizmet veriyor, onların.

Rum tarafına geçen Türklerin gözü, hiç bir özelliği olmayan ve tüketim toplumlarının gına getirdiği Kentucky Fried Chiken, McDonald’s gibi sıradanlıkları « yenilik » ve dünyanın her yerinde bulunan mağaza zincirlerinin sattıkları Çin yapımı pılı pırtıyı « zenginlik sembolü» sanırken, tabii ki müze gezmek akıllarına gelmiyor.

Oysa Kıbrıs Rum toplumunun asıl düşünce ve ruh halini, o müzeler yansıtıyor. Örneğin halen, Lefkoşa’daki Makarios Vakfı müzesinde, Rumların 1974’te nasıl bir « mezalime » uğradıklarına dair bir resim sergisi var. O tarihte belki doğmamış sanatçılar bile Türk « vahşeti »ni tuvallerine yansıtmışlar !

Devamı gelecek…