Al sana ganimet
Vatan · 16 Ocak 2007
Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ve Yunanistan, 1974’ten bu yana geçen zamanı, Kıbrıs’ın bölünmesinin öncesini unutturup sonrasını işleyerek değerlendirdi. Böylece, Türkiye’nin hem uluslararası anlaşmalar hem de insan hakları savunmasına dayanan temel gerekçesini gündemden düşürdü, dolayısıyla müzakere masalarından uzaklaştırdı.
KKTC’nin varlığını sonunda dünyaya bir “işgal” gibi kabul ettirmeyi başardığı yıllar içinde, gerek Yunanistan, gerekse Kıbrıs Rum yönetiminin Türkiye’ye yönelttikleri suçlamalardan biri, adadaki Türk nüfusu artırmak amacıyla Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a yönlendirilen göçtü. Gerçekten de bugün Kuzey Kıbrıs’ta, Türk nüfusun ancak yarısı “yerli”lerden oluşuyor...
Ne var ki Rumlar, Türkiye’yi artık adaya nüfus ihraç etmekle suçlayamaz. Çünkü Kıbrıs Rum Cumhuriyeti de, yoğun biçimde göç alıyor. Üstelik Güney Kıbrıs’a göçenler adaya iki adım öteden değil, binlerce kilometre uzaklardan geliyor ve kalıcı olarak!
Güney Asya’daki eski İngiliz sömürgelerinden geliyorlar, onlar da tıpkı Kıbrıslılar gibi İngiliz yurttaşı ve dolayısıyla ellerinde “serbest dolaşım”lı AB pasaportları var... Rumlar, istese de önleyemez AB yurttaşı bu göçmenlerin adaya giriş ve yerleşimini.
Tüm refah ülkelerinde görüldüğü gibi, Yunanistan ve Kıbrıs’taki yerli Rumların fazla çocuk yapmadığı, nüfusun artmadığı düşünülecek olursa, Güney Kıbrıs’ın yakın gelecekte yarı yarıya, uzun vadede çoğunluğu “siyahi”, üstelik “Müslüman” bir nüfus yapısı göstereceği açıktır!
***
Türkiye neyle eleştiriliyor? KKTC’ye T. C. yurttaşı göçmenler göndererek adanın demografik dengesini Türkler lehine bozmakla.
Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ne yapıyor? Güney Kıbrıs’a, taa Asya’dan gelen, ada halkının ne tarihi, ne geleneği, ne de göreneğiyle herhangi bir yakınlık taşıyan siyahi İngiliz Müslümanları yerleştiriyor.
Acaba Türkiye, BM ve AB’deki Kıbrıs “zotlaşması”nda bu gerçeği dile getiriyor mu, Rumların ada demografisine değğin suçlama gerekçesini tersine çevirip, hem de misliyle kendilerine yöneltiyor mu?
Bırakın böyle bir misillemeyi, Türkiye’nin Rum kesiminde değişen demografik yapıdan haberi olduğunu bile sanmıyorum, ne yazık ki...
1974’ten sonra yaptığı öylesine büyük bir hata var ki Türkiye’nin, başını birbiri ardına patlayan kabaklardan kurtaramıyor, savunmadan saldırıya geçemiyor diplomatik alanda. Hata şu: Ada bölündüğünde, kuşkusuz Osmanlı’dan kalıtım “ganimet” geleneğiyle, Rum mallarına büyük ölçüde el koymak. Rumlar, Güney’de kalan Türk mallarının çok azını “talana” açmış. Bölünmeden sonra, Güney’deki Türkler Kuzey’e geçince Rumlardan boşalan evlere ve tarlalara “hak” kazanmış. Rum tarafından kalan gayrimenkullerini de el konulmadığı için Rumlara satıp, bırakın zararı, kârlı bile çıkmışlar!
Kıbrıslı Rumların, AİHM’de Türkiye’ye karşı dava üstüne dava açabilip, Türklerin Kıbrıs Rum yönetimine henüz TEK dava açabilmiş olması bundan kaynaklanıyor.
***
Yeşil Hat’ın kuzeyinde kalıp, ne yazık ki “ganimet” zihniyetiyle dağıtılan Rum mallarına değin davaların hemen tamamının kaybedileceği belli olduğundan beri, Türklerin tutumu ve uygulama da değişti tabii. Artık Rumlara ait gayrimenkuller kullanıma açılmıyor. Ama bu arada, Rum mallarına yerleşenlerin ve hatta “ikinci elden” satın alanların başı dertte.
AİHM’nin KKTC’de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu’nu tanımış olması, bu sorunu çözmek için önemli bir fırsat.
Kuzey Kıbrıs’ın Türk kalması için, slogan atmak yetmiyor. Ganimet zihniyetinden miras kalan bu yükten, en kötü koşullarda el konulan malların bedelini ödeyip, süratle kurtulmak gerekiyor.
Bir de Maraş sorunu var ki, orada da bela “geliyorum” diyor. Ve Kıbrıs geziminin, sonuncu notu olacak.