Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Varosha’ya dönmek

Vatan · 19 Ocak 2007

VATAN

MİNE G.KIRIKKANAT

19.01.2007

Çok sevdiğim, saydığım ve değer verdiğim dostum Hrant Dink’in haince katliyle, yüreğimden vuruldum. Bu cinayetin içimde kopardığı fırtınaları henüz yazamayacak kadar yıkık ve yılgınım. Başta ailesi, Türkiye’nin aydınlık insanlarının başı sağ olsun. Hrant’ın kanı yerde kalmasın, dilerim. MGK

VAROSHA’YA DÖNMEK

Akdeniz’in ortasında, bütün dünyanın gözlerini diktiği Orta Doğu’ya «yetişmeye hazır » uçak gemisi gibi uzanan Kıbrıs adası, binlerce yıllık tarihi boyunca efendi ve el değiştiren bir doğal tarassut kulesi, bir askeri üstür. 307 yıl Osmanlı egemenliğini 82 yıllık İngiliz egemenliği izlemiş ve adanın artık Türklerle Rumlar arasında bölünen her iki yakasında da, doğma büyüme binlerce İngiliz de yaşamaktadır.

Hangi yakada daha çok İngilizin mesken tuttuğunu bilmiyorum. Ama Girne’de tanıştığım Kıbrıs’lı İngilizler, Türk yakasına giderek daha çok « emekli » İngilizin yerleştiğini, çünkü KKTC’nin daha ucuz, maaşlarının daha değerli olduğunu söylediler. Başka bir deyişle, adada İngilizlerin ne doğma büyüme olanı, ne de İngiltere’den geleni zenginlerden oluşuyor. Zengin İngiliz zaten niye gelsin bölünmüş, sorunlu Kıbrıs’a ? Bilirim, öyleleri Fransa’nın, İtalya’nın güneyine yerleşir !

Girne’de İngilizlerin buluştuğu ve Mohammad isimli Pakistanlı bir İngilizin işlettiği Courtyard İnn’de şakır şakır Türkçe konuşan, sevimli bir İngilizle ahbap oldum. 1972 yılında ailesiyle birlikte Kıbrıs’a geldiğinde 7 yaşındaymış. Savaş patlayıp, 1974’te adanın Kuzeyi Güney’den ayrıldığında, annesi, babası ve kız kardeşiyle yaşadıkları villa, ana babasının emeklilik primleriyle alıp kirasıyla geçindiği iki apartman dairesi, içindeki değerli antika ve mobilyalarla tampon bölge ilan edilip boşaltılan Maraş bölgesinde, dört kişilik aile de evsiz barksız kalmış. Buna rağmen Türk bölgesinde yaşamayı sürdürmüşler. Sonra ana babaları ölmüş, iki kardeş, bugün yine Girne’deler.

« Bizim durumumuzda, bine yakın İngiliz var, » diyor. « Maraş bölgesinde kalan tapulu evlerimize 32 yıldır giremiyoruz, gidemiyoruz, malımızı kaybettik. Aynı tampon bölgede mallarını kaybeden Türkler, Rumlardan boşalan mülklere yerleştirildi. Şimdi o kapsamda da sorun yaşanıyor, ama evsiz barksız bırakılmadılar bunca yıl, hiç olmazsa. Oysa bizler, hiç bir biçimde tazmin edilmedik. »

Malları mülkleri Maraş’ta kalan İngilizler, haklarını aramak için başvurdukları İngiltere temsilciliklerinden bugüne kadar hep aynı cevabı almışlar : « Aman sorun çıkaran siz olmayın, ortalığı bulandırmayın !»

Ama artık örgütleniyorlar. İnternette « Return to Varosha » adı altında bir msn grubu kurmuşlar ve « şimdilik », Maraş bölgesinin iskana açılması, salt evlerine dönebilmek talebiyle yazışıyorlar.

Haklılar mı ? Evet, haklılar ve Türkiye’nin eğer Maraş’ın tampon bölge olarak kalmasında çıkarı varsa, bu insanların 32 yıldır uğradıkları zarar, 38-40 yıl sonra (AB’de yasal süreç limiti 5 yıldır) geri tepip kendisine zarar vermeden, bir şekilde tazmin edilmeli. BM’yle mi anlaşılır, AB’yle mi, yoksa Rumlarla mı bilemem, ama mutlaka çözülmesi gereken bir düğüm Maraş. Yoksa bela, geliyorum, diyor…

Maraş’ın Rumcası Varosia, İngilizcesi Varosha. Ansiklopediye Maraş diye baktığınızda : « Gazi Mağusa’nın Güneyinden Rum bölgesi sınırı yakınına kadar uzanan yerleşme alanı. Gazi Mağusa körfezi kıyısı boyunca pek çok modern turizm tesisinin sıralandığı Maraş, 1974 Barış Harekatı’ndan sonra boşaltılmış ve henüz yerleşmeye ve turizm faaliyetlerine açılmamıştır, » yazıyor.

Türkiye, başlangıçta son derece haklı Kıbrıs davasında, zamanla kendi kendisinin « Akileus topuğu »nu, vurulması kolay ince derisini oluşturdu. Rumlar, bu zamanı yaptıkları mezalimi, haksızlığı, arsızlığı ve hatta işledikleri insanlık suçlarını unutturup, adaya 32 yıldır yerleşen statükodan, « uluslarası hukuka uyan taraf » konumunu kazanmak için yararlandılar. Oysa Türkiye, ganimet mantığıyla Rum mallarına el koyup Türklere dağıtarak, Maraş bölgesinde kalan binlerce gayrımenkul sorununu « çözümsüz » bırakarak, kendi kendisini « uluslararası hukuk » dışına düşürdü. « İşgalci » ilan edildi ve tabii bu ilanla, umarım hiç gelmeyecek bir gün, « işgale karşı » bir dış müdahale gerekçesi de yaratılmış oldu.

« Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır ! » diye slogan atmak yetmez. Kıbrıs’ın Türk kalması için, uluslararası hukuka uygun çözümler üretmek gerek ve asıl zor olan, asıl yurtseverlik, budur. Çünkü gerçek zafer, ancak masada imzalanan barıştır.

---------------------------------