Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Elmayı sakınıp ayvayı yemek

Vatan · 25 Ocak 2007

İncil’de şöyle yazar :

« Yılan, Yahve Tanrı’nın yarattığı kırların en kurnaz hayvanıydı. Kadına sordu : Demek Tanrı, bahçedeki tüm ağaçlardan yemeyeceksiniz, dedi ? Kadın yılanı yanıtladı. Bahçedeki ağaçların meyvasından yiyebiliriz. Ama bahçenin ortasındaki ağacın meyvasından, Tanrı dedi ki, yemeyeceksiniz, dokunmayacaksınız, çünkü ölürsünüz. Yılan kadına karşılık verdi : Hiç de değil ! Ölmezsiniz ! Ama Tanrı bilir ki, o ağacın meyvasından yediğiniz gün, gözleriniz açılacak, iyiliği ve kötülüğü bilen Tanrılar olacaksınızdır. Kadın gördü ki ağacın görüntüsü hoş, yemeği mideye şifalıdır ve o ağaç, akla kavuşmak için arzulanır. Meyvasını kopardı ve yedi. Yanındaki kocasına da verdi ve o da yedi. İşte o zaman ikisinin de gözü açıldı ve çıplak olduklarını anladılar. »

İnsanlığın derin arzuları, gecenin karanlığında gördüğü rüyalarda biçimlenir ve bireyler, gündüzleri ya bu rüyaları unutmak, ya da gerçekleştirmek için çabalarlar. Analoji ve sembol araştırmacısı Luc Bige’ye göre : İnsanlığın büyük rüyaları da tarihin boyunu aşan, tarihin ayak basamadığı, gerçek yaşamla büyünün birbirine karıştığı derin karanlıklarda biçimlenmiştir. Bugün bile hepimiz, genetik belleğimizde, insan doğasının özünü oluşturan bu kollektif rüyaların hatırasını taşırız. Bu kollektif rüyalar, « mitos »lardır. Efsaneler de diyebiliriz.

Antik çağda, gündelik hayatı mitolojik evren biçimlerdi. Oysa bugün, gündelik hayatın gerçekleri, en çılgın efsaneleri bile aşıyor. Yunan mitolojisinin yarı tanrılarından, boğa başlı, insan vücutlu canavar Minotor’un hapsedildigi labirentin mimarı ve zaten « icat » ile « imar » dehasını simgeleyen Daidalos, yarattığı heykellere can vermek ve onların « gözlerini açmayı » hayal ederdi. Oysa bugün, 21.yüzyıl mühendisleri gerçekten konuşan, bakan, gören, dokunan, duyan, yürüyen robotlar yapabiliyorlar. İnsan uygarlığı, efsane dediğimiz kolektif rüyaların hemen hepsini gerçekleştirdi. Sanki bu rüyaları gören atalarımızın ruhunu, artık halk inancı değil, pozitif bilimler taşıyor !

Eski çağlarda efsane denilen bu kollektif rüyaların artık gerçek olmasını, yine bir efsane öngörmüştü, sevgili okurlar : Havva’nın şeytana uyup önce kendisinin yiyip, ardından Adem’e yedirdiği için birlikte cennetten kovulmalarına ve insanlık uygarlığının başlangıcı olan « elma » efsanesi…

İşte bunun içindir ki, İncil tarihinden bile önce « elma » bilginin, elma bilimin, elma kültürün sembolüdür. Mactintosh kullanıcıları merak etmişler midir bilmem, dünyanın ikinci büyük bilgisayar teknolojileri kurumunun « apple » simgesi altında pazarlanması, raslantı değildir…

Efsanede, niçin Havva yedirir Adem’e elmayı da, tersi değildir ?

Çünkü tarih öncesi bilgi anaerkildi ve kadınlar taşır, aktarırdı sözlü kültürü kuşaktan kuşağa.

Çocukları doğuran ve doğurtan, onları masallar ve efsanelerle eğiten, hayallerini genişleten onlardı. İşte bu yüzdendir ki, İncil’in çerçevelediği bilgiden başkasını reddeden Hristiyanlık, önce kadınları « cadı » diye yaktı engizisyon ateşlerinde, ardından tüm başka efsanelere, değişik bilgiye kulak verip anlatanları.

Ve sanılanın aksine, en çok « cadı » Orta Çağ’dan epeyce sonra, 16. Ve 17.yüzyıllarda avlandı. Yalnız Almanya’da 60 bin kadın yakıldı. Çünkü Hristiyanlık kültürünün yerleşmesine en büyük engelin, ebelik, ampirik bilgi içeren şifacılık ve masalcılık yoluyla « pagan » kültürü kuşaktan kuşağa taşıyan ve yaşatanların kadınlar olduğu anlaşılmıştı !

Bugün, başta Almanya, faşizmi, ırkçılığı, vahşet ve budalalığı az çok yenebilen tüm toplumlar, elmanın yarısını kadına geri veren, bilgiyi ve uygarlığı kadınla paylaşabilen ülkelerdir.

Ve Türkiye’de böylesine çok katil yetişmesinde, onca çocuğun bunca kolay canileşmesinde, yavrularına öğretecek bilgisi olmayan anaların, mahrum bırakıldıkları sözü, yazıyı, kültürü aktaramayan kadınların, uzanamadıkları elmayı kopartamayan ve bilgiyi Adem’le paylaşamayan Havva’ların dahli vardır !

---------------------------------------