Bugün söz sizin
Vatan · 27 Ocak 2007
Hrant Dink yazınızı okuduğum andan itibaren, günlerdir tarif edemediğim, beni kavuran hislerime her zamanki gibi tercüman olduğunuzu gördüm... Peki siz, ben, bizim gibiler ne yapacağız şimdi?.. Biz kimiz, kaçız, etimiz budumuz ne? Bilmiyorum, ama Ankara’da kitaplarınızı imzaladığınız günden beri düşünüyorum. Nasıl etsek de bir Mavi Devrim de biz yapsak? Bu ülkede aklı selim sahibi, demokrat, kardeşlerin birliğine inanan o kadar çok kişi var ki Abdi İpekçi’den, Uğur Mumcu’dan, onlardan önce ve sonra öldürülen aydınlık insanlarından beri sadece cenazelerde sokaklara dökülen, sessizce ağlayarak yürümekten başka çıkar yol bulamayan; üzgün, içine kapanık, o kadar çok insan var ki... Bir çıkar yol bulamayıp kısırdöngü içinde çırpınan. Sevgili Mine, ne olur ses ver... Bir şey söyle, bir yol göster, karanlıkta bir mum yak! Yoksa kaybolmak işten değil... ELİF”
***
“Türk dışında her şey ol, haklı olursun, ama Türk olma! Oysa ben Türküm ve bu cinayeti işleyenler kadar bu cinayeti kullanarak şantaj yapanları, bu cinayet üzerinden politika üretenleri, ikicileri, ikinci cumhuriyetçileri, Ermeniyim, Hrant’ım diyebilen, ama Türküm diyemeyenleri, onlar gibi konu dışına taşmadan, başka işleri gündeme taşımadan buradan kınayacak kadar, yani onların olamayacağı kadar medeni ve demokratım... ALİ (Selahattin Kaya)”
***
“Uzun zamandır takip ediyorum yazılarınızı. Sizi okumak bazen acı acı güldürüyor, bazen ağlatıyor, ama her seferinde ‘helal olsun’, dedirtiyor. Hele Hrant Dink yazınız... ‘Yokluğun varlığından daha güçlüymüş meğer dostum...’ hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Saatlerce saldırıya maruz kalmış, bombalanmış bir şehir gibiyim, Mine Hanım. Cenazedeki kalabalığı izlerken, kalbim sevinmekle kahrolmak arasında iğrenç bir yerde takılı kaldı. Neden daha önce yürümedik, neden Hrant Dink’in yaşarken içine atıldığı cehennemi paylaşmadık, bu cehennemi yaratanların üzerine gitmedik...
Daha 20 yaşındayım, Mine Hanım. Uğur Mumcu öldürüldüğünde küçücük ellerimi yüzüme kapatıp ağladığımı hatırlıyorum, devletin derinliğinden haberim olmasa da...
Her cinayetin ardından siyasetçilerin yaptığı açıklamaları midem kaldırmıyor, pişkinliklerini aklım almıyor, vicdansızlıklarını mantığım anlamaya yetmiyor...
Daha neler göreceğim, bilmiyorum, gördüklerimin bana yetmesi için henüz erken değil miydi?
Duman etti çarşamba yazınız beni. Keşke bunları hiç yazmak zorunda kalmasaydık... Kaleminize, bileğinize, dilinize, ama en çok da yüreğinize sağlık... ŞENAY (öğrenci)”
***
Zor günlerden geçiyoruz, dostlarım. Sizler gibi ben de, darmaduman, darmadağınım. Yiğitler düşüyor bir bir. Türkiye’nin yetiştirdiği en doğru, en dürüst, en donanımlı ve en haklı fikir adamı, on dört yıldır hiçbirimizin topuğuna erişemediği büyük gazeteci Uğur Mumcu’yu mu anayım, yoksa Ermeni olsaydım aynen onun gibi mücadele ederdim diyebileceğim Hrant Dink dostuma mı yanayım, ben de şaşırdım. Üstelik onun da yeri doldurulamayacak ve onun oluşturduğu hak kalkanının ardına sığınarak bambaşka bir dava peşine düşecek olanlara hiç mi hiç güvenmiyorum. Bu alacakaranlıkta, bana ışık tutan, umut aşılayan ve bu sütuna taşıyamayacağım kadar çok mesajınıza teşekkür ederim. Sevgili okurlarım Nikola Agopyan, Efkan, Ali Dokuz, Musa Tolu, Nermin Uludağ, Eli Gerson, Ayhan Öztürk, Halil Önder, Vedat Ayaz, Azerbaycanlı kardeşim Mehdi Zeynalov, Zuhal Tunalı, Binnaz, Gaye Kaymak, Serhat, Kıbrıslı Mine, annesi ve kız kardeşi, Recep Kazdal, beni rüyasında gören Ayşe Kurtaran, Erkan Demiray, Cemil Atınç, Özlem Koçyiğit, Cüneyt Karaata, Bilim 1975, Başak Y, A. Yavuz Zöngür, Levent Günay, S. Bahçeci, Hayriye Sadıkoğlu, Mehmet Ali Örgen, beni bağışlayın, sizlere yanıt yazamadım. Ama hepinizi minnetle selamlıyorum. Tan sizinle ağarıyor bu ülkede. Ufkumdan eksik olmayın