Kıbrıs’a dair cevap hakkı
Vatan · 29 Ocak 2007
Sayın Mine G. Kırıkkanat, 16 Ocak tarihli Vatan’da ‘Al Sana Ganimet’ başlıklı yazınızda mal-mülk konusunda KKTC’deki uygulamayı ‘Osmanlı’dan kalma ganimet geleneğiyle Rum mallarına büyük ölçüde el koyma’ hatası olarak değerlendiriyorsunuz. Bu konudaki gerçekler şunlardır:
29 Ocak 2007
Sayın Mine G. Kırıkkanat, 16 Ocak tarihli Vatan’da ‘Al Sana Ganimet’ başlıklı yazınızda mal-mülk konusunda KKTC’deki uygulamayı ‘Osmanlı’dan kalma ganimet geleneğiyle Rum mallarına büyük ölçüde el koyma’ hatası olarak değerlendiriyorsunuz. Bu konudaki gerçekler şunlardır:
1974 Barış Harekâtı’ndan sonra 1975’te Viyana’da Nüfus Mübadelesi Anlaşması yapıldı. BM Barış Gücü tarafından kapı kapı dolaşılarak ‘gönüllülük’ esasına göre uygulandı. Kıbrıs’ın geleceği iki bölgeli federal yapı olacaktı.
1963’ten 1974’e kadar 103 köyden göç etmiş Türklerin bıraktıkları gayrimenkuller, Rumlar tarafından 11 yıl zaten bedelsiz işgal edilmişti. Sonra göç eden Türklerden kalanlara da el konuldu ve Kuzeyden giden Rum göçmenlere tahsis edildi. Esas değerli toprakları da (Rum) hükümet tarafından sözde istimlak edilip tapularına geçirildi, fakat Türk mal sahiplerine herhangi bir tazminat verilmedi. (Rum) tarafınca yapılan özel yasalarla ‘tazminatların Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra ödeneceği’ kararlaştırıldı.
Kuzeyde de Güneyden gelen Türk göçmenlere de, geride bıraktıkları mal mülke karşılık, eşdeğerde Rum malı tahsis edildi.
Beklentimiz, 1975 Nüfus Mübadelesi ve 1977 iki kesimli federasyon anlaşmalarından sonra Kıbrıs sorununun kısa zamanda çözüleceğiydi. Bu nedenle, 1975’ten itibaren Rum liderliğine sınırlarda bazı yerleri iade edebileceğimiz duyuruldu. Buna Maraş’ın Vakıf topraklarındaki hakkımızın tanınması kaydıyla, Maraş bölgesi de dahildi. Rumların niyeti Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkmak olduğu için, bu öneri reddedildi. Yıllar geçiyordu.
BM Genel Sekreteri Butros Gali ile toprak konusunun global şekilde takas ve tazminatlarla halledilebileceği görüşülmüştü. Fikirler Dizisi denilen BM öneri paketine de böyle kaydedildi.
Ancak KKTC’de göçmenlerimize verdiğimiz ‘tahsis belgeleri’, ekonomik açıdan kullanılamıyordu. Bankalar bunlari ipotek kabul etmiyorlardı. Güneyden göçen Türkler iktisadi atılım yapamıyor, hatta kendisine tahsis edilmiş mülkün bakım ve donatımı için bile harekete geçmiyorlardı.
Bu nedenle Türk hükümeti, ‘tahsis belgelerini’ tapuya dönüştürme kararı aldı. KKTC’nin ekonomisi bu şekilde hareketlendi. Banka kredisi alanlar yatırıma başladı.
Mal-mülk sorunu, BM öneri paketinde yer aldığı biçimiyle siyasi müzakerelerle global olarak çözülecekken, Rum liderliği birdenbire bu konuyu ‘bireysel hak’ olarak AİHM’e götürmeyi yeğledi. Neden? Çünkü hiçbir biçimde bizimle eşit koşullarda yeni bir ortaklık kurmak istemiyorlardı. Neden? Çünkü yaptıkları tüm haksızlıklara rağmen, ‘meşru Kıbrıs Hükümeti’ unvanını gaspetmişler ve Makarios kendilerine, ‘Bu unvanla ben Kıbrıs’ı Enosis’e en yakın noktaya getirdim. Bundan ancak Enosis için geri gidebilirsiniz,’ vasiyetini bırakmıştı.
Dolayısıyla KKTC’de ganimet zihniyetiyle hareket edilmiş değildir. Rumların hiç bir zaman benimsemedikleri iki kesimli federasyon anlaşmasından sonra ‘karşılıklı uzlaşma ile kolayca çözülecek’ bir konuyu, uzlaşma ihtiyacı duymayan Rum idaresinin bireysel müracaatlarla AİHM’ne götürmesi karmaşık hale getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Rumların meşru hükümet oldukları görüşünü kabul ederek ele aldığı davalarda Türkiye’yi mahkûm etmeye başlamıştır.
Çare, Kıbrıs Türklerinin de Rum idaresini korkusuzca ve sadece mal-mülk konusunda değil, Rumların verdiği tüm zararlar için de dava etmeye başlamalarıdır. Türkiye ve KKTC hükümetlerinin bu konuya daha ciddi (ve hatta hayati) bir konu olarak eğilmeleri ve açılacak davaların sponsorluğunu da yapmaları gerekmektedir. Rumların açtıkları davalarda Rum hükümetinin parasal desteği vardır.
AİHM’nin telkini üzerine Taşınmaz Mal Komisyonu’nu kuran Türkiye, bu komisyonla mal-mülk konusunun bireysel müracaatla çözülebileceğini, KKTC’nin verdiği tapuların geçersizliğini, Rum katliamını durdurmakla suç işlemiş gibi manevi tazminat vermeyi de kabul etmiş oluyor. Oysa, her yolu deneyerek ve özellikle Rum tarafının Türklere tazminat ödemeyi yasa ile nihai anlaşmaya bıraktığını da öne sürerek, global biçimde çözülecek bir sorun olarak izlemesi gerekmekteydi.
Maraş, terk edildiği için Türk tarafında kalan site kompleksinin inşa edildiği toprağın yüzde 80-85’i Rumlar tarafından gaspedilmiş bir vakıf arazisidir. Bu konuda KKTC makamları Maraş’la ilgili davalarda hakkını sonuna kadar kullanmalıdır. Maraş’ta bir dönüm portakal bahçesi ve kırık dökük bir ev için 1 milyon dolar tazminat kazanan Aresti aleyhine, Evkaf Dairesi’nin arazi için tazminat davası açması gerekir. Bunlar yapılsa, Kıbrıs’ta tazminat konusu bu kadar ürkütücü olmayacaktır.
Saygılarımla.
Rauf R. Denktaş