Teokrasi mi, demokrasi mi?
Vatan · 8 Şubat 2007
Paris Adliyesi’nde bu hafta, yankısı uzun sürecek ve uzaktan duyulacak bir dava görüldü. Davacı taraf, Paris Camii Rektörü ve Fransa İslam Konseyi Başkanı Dalil Boubakeur’dü. Davalı ise mizah dergisi Charlie Hebdo ve sanık sandalyesine oturtulan Genel Yayın Yönetmeni Philippe Val.
2005 yılında, Charlie Hebdo dergisi “Jyllands Posten” gazetesinde çıkan Hz. Muhammed karikatürlerini “kötü mizah” olarak nitelemesine rağmen “fikir özgürlüğü” açısından sahiplenmiş ve yayınlamıştı. Aslında karikatürleri yayınlayan tek basın organı değildi. Başta televizyonlar, hemen tüm medya aynı karikatürleri “dayanışma” adına yayınlamıştı. Ama Charlie Hebdo, özel sayısına bir de kapak eklemiş ve çizeri Cabu’nün özgün bir Hz. Muhammed karikatürünü de basmıştı.
Fransa’daki İslami örgütleri temsil eden davacılar, işte bu özel sayıda “Ait olduğu din dolayısıyla bir insan topluluğuna açık hakaret” edildiği gerekçesiyle Charlie Hebdo Dergisi’nden 22 bin 500 Euro tazminat, yönetmeni Philippe Val’in de altı ay hapsini talep ediyorlar. Ama Paris 17\. Asliye Ceza Mahkemesi’nde, gerekçede yer almayan bir soruya cevap aranıyor aslında: Fikir özgürlüğü üzerine kurulu ve üstüne üstlük laik bir demokraside, Hz. Muhammed karikatürü çizmek ve yayınlamak suç oluşturabilir mi, oluşturamaz mı?
Verilecek karar, gelecekte yalnız İslamiyet değil, tüm dinlere yönelik ifade özgürlüğünün çerçevesini çizeceğinden, en azından Fransa özelinde tarihsel olmaya aday.
Zaten dava, basında “teokrasiyle demokrasinin bilek güreşi” olarak yaşanıyor.
İlk duruşmanın yapıldığı çarşamba günü, Libération Gazetesi Charlie Hebdo dergisiyle ortak bir sayı hazırladı. Biri mizah dergisinin mahkûmiyeti istenen yönetmeni Philippe Val, diğeri Libération yönetmeni Laurent Joffrin imzalı iki başyazıyla çıkan gazetenin tüm sayfalarında Charlie Hebdo çizerlerinin karikatürleri yayınlandı. Mahkemenin sonucu ne olursa olsun, hiç olmazsa Libération (Kurtuluş) Gazetesi, baskı üzerine baskı yapan bu sayısıyla kendi muhalefet tarihinin zirvelerinden birini yaptı.
Ancak asıl sürpriz, mahkeme salonundaydı. Paris adliyesi adliye olalı, “yolsuzluktan suçlanmadan” mahkemeye düşen bu kadar çok politikacıyı bir arada ağırlamamıştı.
Davacı İslami örgütler iddialarına tanık göstermezken, Sosyalist Parti Genel Sekreteri François Hollande, Demokratik Birlik Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı François Bayrou, milletvekilleri, pek çok yazar ve düşünürle birlikte Charlie Hebdo’nun tanığı olarak hakim karşısına çıktılar, davalı dergiyle birlikte fikir özgürlüğü, laiklik, cumhuriyet, demokrasi gibi Büyük Fransız Devrimi ne verdiyse savundular.
Danimarkalı Jyllands Posten Gazetesi’nin yönetmeni Flemming Rose bile tanık olarak dinlendi! Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin favorisi ve halen İçişleri bakanı Nicolas Sarkozy de tantanalı bir metinle Charlie Hebdo’nun savunma salvosuna “yazılı” destek verdi.
Oysa Fransa’daki Müslüman dernekleri tek çatı altında toplayan İslam Konseyi onun eseri ve din işlerinden sorumlu bakan bizzat kendisiydi!
Davacı konseyin üyeleri, Nicolas Sarkozy’nin karşı tanıklığını dinleyince, o saat toplu istifaya ve konseyi dağıtmaya kalkıştılar. Ancak sonra cayıp, istifalarını mahkeme sonucuna ertelediler.
Fransa’da hiç düşmeyen “laik cumhuriyet” ateşinin termometre çatlattığı teatral anlardan biri olan bu mahkemede olup bitenleri, yarın tatlı tatlı hikâye edeceğim sizlere.
Bilirsiniz, Türkiye’de bizim çok başarılı karikatüristlerimiz de sık sık çizerler: Adaletin sembolü, gözleri bağlı, elinde terazi tutan bir kadındır. Yani Adalet hanımdır. Giyimi de pek tesettüre uygun sayılmaz amma... Allah tarafından, bu mahkeme heyetinin başkanı erkek. Yine de kimi tutar, kimi salar, belli olmaz.