Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Türkiye, kötü haber zengini bir ülke ve toplumsal bellek bir gelişmeyi kaydedemeden bir başkasının istilasına uğruyor, günlük kötülük, dünlük kötülüğü unutturuyor

Vatan · 15 Şubat 2007

Türkiye, kötü haber zengini bir ülke ve toplumsal bellek bir gelişmeyi kaydedemeden bir başkasının istilasına uğruyor, günlük kötülük, dünlük kötülüğü unutturuyor. Oysa geleceği öngörebilmek, gardını alabilmek, belleğe kaydedilen iyi/kötü bilginin analiziyle mümkün. İşte Türkiye’deki hızlı haber akışı bu analizi engelliyor.

Şahsen, kötü bir haberi doğru yorumlayıp gereken tepkiyi üretmek yoksunluğu diyebileceğimiz bu “reaksiyon ataleti”nin, yeni kötü haberler doğurduğunu, başka bir deyişle yumurta tavuktan, tavuk da yumurtadan çıkıyor diye düşünüyorum: Olumsuz gelişmelerin çokluğu, tepkiyi yok ediyor. Tepki yokluğu da olumsuz gelişmeleri çoğaltıyor.

Hrant Dink cinayeti, beni sizlere belli etmediğim, yazılarıma yansıtamadığım kadar derinden etkileyen bir felaket oldu, aziz okurlarım.

İnsanları, insanlık değerleriyle fethetmiş, Türkiye’ye çok yararlı bir yurttaşımızın, bu ülke için çok zararlı ve insani değer diyebileceğimiz hiçbir nitelik taşımayan bir “yurttaşımız” tarafından yok edilmesi, zaten korkunçtu. Ama topluma bu korkunçluğun benzerlerini yaşatmaya hazır, üstelik suçu masumiyet, cellatlığı şeref ve ülkeyi batırmayı “kurtarmak” gibi sunanların ne kadar kalabalık olduklarını keşfetmek, asıl felaketti, benim için.

Vatan hainliğinin bir zirvesi vardır. O zirveye, vatana ihanet “vatana hizmet” diye yapıldığında varılır.

Hrant Dink cinayeti, Türkiye’nin takkesinin düşüp kelinin göründüğü, daha doğrusu içi boş kafa kalabalığının ortaya çıktığı andır. Tehşiste yanılmayın: Stadyumları dolduran beyaz berelilerden, onları dolduran güdük beyinlere; ne faşisttirler, zaten ne de milliyetçi.

Faşizm nedir, diye sorsanız, bilmezler. Milliyetçiliği tanımla deseniz, saçmalamaktan öteye gidemezler. Kendilerine yakıştırdıkları soy sahtedir, ne genetik sözünden haberleri vardır, ne DNA’dan, ama ırkçılık güderler...

Cani özentisi kalabalıklar, ancak ve yalnız “budala”dırlar. Ezelden ebede her yerde, onun bunun maşası olarak kullanılır, zarar verme yeteneklerini tıpkı birer “kara delik” gibi boşluğun çekim gücünden alırlar.

1940’lı yıllardan başlayarak Türkiye’yi içine çeken her “kara delik” budala kalabalıkların eseridir. Budalalık, dün ırkçı faşistti, bugün mümin milliyetçi. Yarın dinci ( !) sosyalist olarak karşımıza çıkabilir.

Budalalık, hiçliğiyle her şeydir. Yerine, zamanına göre birbirine taban tabana zıt “işlevler” de kullanılır. Ve Türkiye’deki budala kalabalıklar, solculuğa, gayrimüslim azınlıklara, PKK ayrılıkçılarına karşı derken, bu ülkenin kaderini 60 küsur yıldır elinde tutan güdük politikacıların “uyanmasınlar” diye özenle çağdışı bırakıp, kâh millet, kâh ümmet dinciliğiyle besleyip büyüttükleri cahil ordularıdır.

Hrant Dink cinayetiyle ortaya çıkan son kuşak, siyasilerinden azmettiricilerine, polislerden katillere, beyaz berelilerden çanak tutuculara, hepsi “Türk İslam sentezi”nin has ürünleridir!

Bütün politikaları iflas etmiş, Türkiye’yi iç ve dış tehditlere karşı itilip kakılır hale getirmiş AKP hükümeti de bu cinayet sonrasında ortaya çıkan Türkiye “kel” inden sorumludur. Ülkeye bırakın imaj, ekonomik açıdan çok büyük zararlar veren ve verecek böyle bir olaydan sonra, başta İstanbul Valisi, yardımcısı ve Emniyet Müdürü; ilgili illerdeki tüm üst yetkililerin derhal görevlerinden alınması gerekirdi! Soruşturma sonra başlar, biter ve temize çıkarlarsa yerlerine dönerlerdi. Tersi değil. Beyaz berelilerin toplanıp bağırdığı tüm stadyumlar kapatılmalıydı. Tepki budur. Başbakan’ın yaptığı gibi, “Derin devletin dibine inemiyoruz,” diye sızlanmak değil.

Türkiye’yi, dün asker gönderip, yeniden yapılansın diye 20 milyon dolar bağışladıkları “muhtaç” Lübnan tarafından Akdeniz’de petrol aramakla tehdit edilebilecek hale getiren bu iktidarla, derin devlete ne gerek var? Serapta bile boğulunur. Nitekim boğuluyoruz.