Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Ne kadar Kadir, o kadar kader

Vatan · 8 Mart 2007

Elimde değil, İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ı ne zaman televizyon kameralarına karşı konuşurken izlesem, acayip fikirler gelir benim aklıma. Kendisiyle yapılan her röportaj kaydının sonunda ekrana bakakalır ve içinden, “bu bant 30 saniye sonra kendini imha edecektir” uyarısı, hemen ardından “pof!” diye küçük bir patlama duyup, duman çıkmasını beklerim, mesela... Çünkü “Görevimiz Reklam” dizisi seyrediyorum sanırım.

Çünkü Sayın Kadir Topbaş’ın yaptıkları, yapmayacaklarının garantisidir. Sözleri ise, verilenin tutulmayacağına dair teminattır.

Akacak kan damarda, verilecek ihale belediyede durmaz, dünkü Vatan’da okudunuz: Kadir Topbaş, küçük Dilara’nın içine düştüğü rögarı kapatmamakla kalmayıp, üzerine karton sererek “av tuzağı” kuran MVM şirketine verilen ihaleleri iptal ettiğini açıklarken, meğer iptal ihalelerin bedelleri zaten çoktaaan ödenmiş, 187 milyon euro’luk Ambarlı ihalesini de bittabi iptal etmiyormuş!

Bizim Cihangir’de mini mini bir parkımız vardı. Sıraselviler Caddesi’yle Bakraç Sokak’ın köşesindeki bu 180 metre karelik arsa, hayırsever sahibi tarafından kamu yararına Cihangir halkına bağışlanmıştı. Bir sabah saat 06’da, yarım asırlık ağaçları kesildi, toprağı dozerlerle dövüldü, üstüne çakıl taşı döşenip yandaki otoparka dahil edildi. Yana yakıla Büyükşehir Belediyesi’ne “parkı savunmasını istemeye” gitti Cihangir Güzelleştirme Derneği. Ben de saf saf, Kadir Topbaş’a telefon açtım. Aslında telefondaki sesinden anlamalıydım: Beyoğlu Belediye Başkanıyken, görüşmek için onca peşinde koştuğu, taraftarlığını kazanmak için aracılar koyduğu gazeteci, işte nihayet kulağında, kendisinden “bir şey” istiyordu, sevinir sanmıştım. Oysa adımı duyan Kadir Topbaş’ın sesi diş gıcırtısı gibi çıkıyordu telefonda. Yine de gerek Cihangir Güzelleştirme Derneği’ne, gerekse bizzat bana söz verdi: Minicik parkımız bize geri verilecek, kesilen ağaçların yerine yenileri dikilecekti.

***

Dikilmesine dikildi bir şeyler: Karşımıza otopark loncasının tehditleri dikildi. “Buranın ortakları sizin boyunuzu aşar, çoluğunuz çocuğunuz var, Allah esirgesin, kaza maza...” denildi. Tel örgüler dikildi, arabalar dikildi. Şimdilik araba diktikleri minik parkımıza, otopark loncası otel dikmeye hazırlanıyor.

Cihangir Güzelleştirme Derneği ve bendeniz, Kadir Topbaş’a koşmuştuk ve o da söz vermişti ya, parkımızı bize geri vereceğine!

O gün bugündür öğrendik: Meğer bizzat kendi makamı, Büyükşehir Belediyesi satmış, Cihangir halkına bağışlanan arsayı, otopark loncasına... İyi mi?

Otoparkçılıkla otelcilik arasında nasıl bir “tahsil” benzerliği var, bilemem, ama görünen o ki İstanbul’un taşından toprağından altın değil, otoparklarından otel fışkırıyor, arkadaşlar. Ve Cihangir’deki minik parkımıza önce otopark dikip, şimdi otel dikmeye hazırlanan loncaya, bir bakan oğlunun ortak olduğu rivayet ediliyor. Öyle bir bakan ve öyle bir oğulmuş ki, rivayete göre, Kadir Bey, kendilerine ancak “Topbaş’ım üzerine, beyefendi!” diyebilirmiş...

Ben, işte o zaman Kadir Topbaş’ın sözlerini tersinden okumaya başladım. Yaptım dediklerini yıktım, yapacağım dediklerini de asla yapılmayacak diye okuduğumda anladım ki: Aslında İstanbul, Kadir Topbaş ne kadar kentliyse o kadar kent, ne kadar mimarsa o kadar mamur, ne kadar doktorsa o kadar doktoralık bir haldedir.

Bu sonuca nasıl mı vardım?

Yarını bekleyin, çok eğleneceksiniz.