Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Sağlam, güzel ve zeki

Vatan · 26 Mart 2007

Fransa’da, en azından siyasal içerikli bir kitap yazmadan politikacı ve devlet adamı olunamayacağını yazmıştım. Sosyalist Parti’nin cumhurbaşkanı adayı Segolénè Royal’in de 9 kitabı var; sonuncusu “Şimdi” başlığıyla yarın piyasaya çıkıyor, basına uzun bir sinopsis dağıtıldı.

Bu sinopsisi okurken, ister istemez Türkiye’de politika yapan kadınlara gitti aklım. Muhalefette başarılı ve erkek egemen parlamentoda ellerinden geleni yapan birkaç çalışkan CHP’li milletvekili dışında, gerçek iktidarı tatmış, biri başbakanlık bile yapmış, ötekisi ise halen yegâne politikası başbakana yaranmak olan iki kadın geldi aklıma: Tansu Çiller ve Nimet Çubukçu. Bu hanımların bırakın kitap yazmak, kitap okumak gibi bir etkinliği olmadığı gibi, olamayacağına da karar verdim. Üstelik bu kararıma, erkek meclisini de ekledim.

Nereden mi, nasıl mı? Gayet basit.

Önce Segolénè Royal’in kitabını bile değil, bir röportaj sırasında Marie Françoise Colombani’nin kendisine yönelttiği: “Papa 16. Benetikt’in bir söylevinde İslamiyet’teki şiddeti açıkça kınadı. Bu tavır size göre yerinde miydi, yoksa sakarlık mı sayılır?” sorusuna verdiği yanıtı okuyalım:

“Sakarlık değildi: Papa 16. Benedikt sözlerin ağırlığını çok iyi bilen bir üniversite bilgini. Yerinde de değildi, çünkü Ratisbonne söylevinde kınadığı İslamiyet’in şiddete alet edilmesini, zaten Müslümanların geniş çoğunluğu da kınıyor. Bu söylem, çok daha tartışılır: Papa’ya göre Hristiyanlık, kutsal inancın Yunan düşüncesiyle birleşmesinden doğan, dolayısıyla dünden bugüne Avrupa’nın kimliğini oluşturan us (akıl) sahibi tek din. Böyle bir görüş öne sürmek, Yunan felsefesini bizlere Müslüman Arap çevirmenlerin ulaştırdığını unutmak demek. Orta Çağ’da inanç ve us konularını tartışan belli başlı düşünürlerin, salt Hristiyan değil, Yahudi ve Müslüman olduklarını unutmak demek.

Daha sonra, binlerce kadını Engizisyon ateşlerinde cadı diye yakmak, Hristiyanlıkla us arasında pek uyumlu bir balayına tarih düşmedi. Avrupa’yı ateşe ve kana bulayan din savaşlarında da Papa’nın sahip çıktığı us pek görülmedi. Biz Fransızlar, 1905’te Katolik Kiliseyi devletten ayırmanın (laiklik) bedelini biliyoruz. Bütün bunları hatırlamak, Hristiyanlığa hakaret değil, bir tarih tanıklığı, asıl akıldır.

Avrupa’nın kimliğine gelince, Hristiyanlığın Avrupa tarihindeki yerini ölçmek başka, temeli Hristiyandır demek bambaşka. Avrupa, ne bir dindir, ne de bir coğrafya: Siyasal bir projedir ve bu projeyi omuzlarında taşıyanlar, tanrıtanır da olabilir, tanrıtanımaz da. Müslüman yurttaşlarımız, has Avrupalıdır. Bazı sağ kulüplerde söylendiği gibi ‘Hristiyan kulübü’ değildir, Avrupa. Bosna Hersek yurttaşlarını düşünün, çoğu Müslüman ve özbeöz Avrupalı değiller mi?

Din bilimi hakkında fikir yüretmek zorunda değilim, bu inananları ilgilendiren bir konudur. Ama Papa’nın sesini dünyaya duyuran dini bir otoritesi var diye, konuşuyorum. Umarım kendisi asla, düzayak ve dehşet verici bir medeniyetler çatışmasına çanak tutmaz!”

16. Benedikt’in Ratisbonne söylevi, bizim ülkemizde de çok tartışılmış, yanlış hatırlamıyorsam Diyanet İşleri Başkanı’ndan Başbakan’a, Meclis Başkanı’ndan milletvekillerine tüm erkek muktedirler tarafından yerilmişti, sayın seyirciler.

Bırakın ismi var, cismi yok kadın politikacılarımızı, “Müslüman Türkiye”nin hangi bıyıklı hükümet ya da muhalefet üyesi, yukarıdaki birikimle verebildi Papa’nın İslam dünyasını ayağa kaldıran sözlerine böyle bir cevap? Niye veremediler? Çünkü hiçbiri Ratisbonne söylevini baştan sona okuyamamış, okuyan da anlamamıştı.

Yazmak, düşünmek demektir.

İşte bu yüzden kitap yazan politikacımız pek yok. Bizimkilerin okuması yazmaya geçit vermiyor, yazması da okumaya yetmiyor.

Sego’nun Türkiye hakkında düşünceleri, yarına.