Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Büyük oyunlar

Vatan · 2 Nisan 2007

Minare kılıftan taşıyor ve ABD’nin Türkiye’yi yeniden “dizayn” iradesi, artık gizlenemeyecek kadar belirgin bir gerçek, aziz okurlar. Proje o kadar haşmetli, öylesine çok ayaklı ve evrensel ki ABD’de hazırlanıyor evet; ama çıkış noktası ve karar merciinin salt Amerikan olduğu bile söylenemez: Anglosakson küreselciliği dünyayı yeniden düzenlemeye çalışıyor ve nedense Türkiye, bu muazzam projede önemli bir ayak sayılıyor.

Aslında “nedense” sözü gereksiz. “Ayak” yerine “kilit” dediğimiz takdirde, “Neyin kilidi olabilir?” sorusu, doğru yanıtı da beraberinde getiriyor: Reforme edilmiş bir İslamiyet’in.

“Globalisation” ilahlarının küresel ekonomiye iman etmişliğin yanısıra, siyasal ve sosyal boyutlarına da taşınmış Müslümanlara ihtiyacı var.

Bu ihtiyacın nedenine niçinine eğilmeden önce, iki noktaya dikkatinizi çekmek isterim:

Geçen hafta, TSK’ya yönelik “sanal saldırı”ların ABD’nin Utah eyaletinden yönetildiği anlaşıldı. Fethullah Gülen cemaatinin de bu eyalette güçlü bağlantıları olduğu biliniyor ve zaten Şemdinli olayları dahil, bu cemaatin TSK’yı etkisizleştirmeye yönelik operasyonlarda yer aldığı iddia ediliyor. Fethullah Gülen “cemiyeti”nin, polis teşkilatına çok derinden sızdığı, hatta yüzde 80’ini ele geçirdiği de zaten yıllardır iddia ediliyor.

Ama bu iddiaların ötesinde, apaçık bir gerçek sırıtıyor: Utah ABD’de. Fethullah Gülen’in kalesi de Philadelphia’da.

Fethullah Gülen, Türkiye’de “devleti yeniden yapılandırmak” için düşünülmüş bir Türk/İslam sentezinin, tabii ki alimi değil. Malumu. Washington’dan Langley’e giden yolda düşünülen Türk/İslam sentezi, aslında Avrupa’da ve Güney Amerika’da da denenmiş ve etkisi kanıtlanmış, hâlâ mükemmel işleyen eski bir model: Opus Dei.

Fethullah Gülen cemaatinin başta okulları, finans yapılanması ve hiyerarşik düzeni, naip ve naibelerine varıncaya kadar bire bir Opus Dei örgütlenmesinin kopyası.

Ancak bir toplumun düşünce ve değer yapısını baştan sona yeniden düzenlemek için Fethullah Gülen vaizliğindeki Türk/İslam sentezi eğitimine, bilimsel bir taban kazandırmak gerekiyor. Başka bir deyişle, dinle bilimi evlendirmek...

İşte bu nikâhı da Türkiye’de Harun Yahya takma adıyla Adnan Oktar kıyıyor, sayın seyirciler.

Zengin ailelerin iyi okullarda okuyan çocuklarını, kendisine “mest” eden Adnan Oktar, “yaratılışçılık” yayınlarıyla bu aşamada devreye giriyor ve Fethullah Gülen vaizliğiyle yayılan Türk/İslam sentezinin, (sözde) bilimsel dayanağını oluşturuyor.

Ne var ki Adnan Oktar’ın “yaratılış” teorisi de Amerikan yaratığı ve Harun Yahya’nın eserleri( !) kendisine “mest” ettiği, hepsi yabancı dil bilen, ailelerinden koparılmış çocukların Amerikancadan çevirdiği metinlerin arasına serpiştirilmiş Kur’an alıntılarından ibaret.

Evet, yaratışçıların sözünü ettiği bir “akıllı dizayn” var dünyamızda: ABD’den ediliyor.

Türkiye’ye özel bir akıl gerekmediği için de halen Türk toplumu, Hristiyan ABD dizaynının İslami unsurları Fethullah Gülen ve Adnan Oktar’ın vaizliğiyle biçimleniyor.

Fethullah Gülen cemaatinin gücü, geçen hafta belli oldu.

Adnan Oktar’a karşı açılan davaların “zaman aşımı”na uğraması, ailelerinden koparılıp “mest” edilen çocuklara yönelik hiçbir parmağın kıpırdamaması, okullarda “evrim teorisi”nin kaldırılıp “yaratılmışlığın” okutulması, bu örgütlenmenin de ne kadar güçlü, hatta dokunulmaz hale geldiğini gösteriyor.

Demek ki Türkiye’de ABD dizaynı hiçbir cemaate dokunulamıyor...

Acaba Türkiye, egemen ve bağımsız sayılabilir mi hâlâ?

Peki Anglosakson küreselcilerin niçin bir “yaratılmışlık” teorisine, niçin bir Türk/İslam sentezine ihtiyacı var?

Devamı yarına.