Eski ayılara, yeni dayılar
Vatan · 6 Nisan 2007
Globalleşen dünyadaki yeni kutuplaşmaya, dirençleri açıklamak için şimdiye kadar kullanılan ekonomik, siyasal ve sosyal şablondan çıkıp, “dinlerarası rekabet” açısından bakıldığında, kör gözüm parmağına bir oluşumu görmemek mümkün değil:
Anglosaksonların başı çekeriz sanırken kontrolünü önemli ölçüde yitirdikleri küresel sistemde, karşılarında hem de başa güreşen rakip olarak buldukları ülkelerin hiçbiri Hristiyan değil. Hatta Çin, Hindistan, Japonya üç tek tanrılı dinden değil! Rusya ise Ortodoks ağırlıklı bile olsa, hem ABD’nin Yunan/Rum merkezli Ortodoksi “leadership” yani ökümenik ruhbanlığına rakip hem de komünist geçmişi itibarıyla dinlerin etki alanında sayılamaz.
İşte bu tablo, global iktidar çekişmesine ister istemez din faktörünü ekledi. Ve rakip kutba karşı zaten siyasala taşan boyutta mücadeleye girişen Anglosaksonları, kendi küreselciliklerine salt ekonomik değil, sosyal argüman üretmeye, dinsel kimlik giymeye zorluyor.
Dikkat ederseniz, küresel ekonominin Batı cephesinde, Hristiyan imanını öne çıkaran liderler, aynı zamanda küreselciliğin Anglosakson “leadership” ittifakı: George W. Bush ve Tony Blair. AB, küresel ekonominin önemli bir aktörü olsa da, karar mekanizmasını yöneten liderler “şimdilik” din faktörünü öne çıkarmıyor. Öne çıkaranlar da Polonya gibi küresel rekabette esamisi okunmayacak, eski Sovyet uyduları.
Ayrıca ne ABD, ne İngiltere, zaten ne de AB’nin, küresel liderlik mücadelesinde rakip kutba karşı dinsel kimliğini salt Hristiyan şemsiyesiyle sınırlaması mümkün. Çünkü hepsinde milyonlarca Hristiyan olmayan azınlıklar yaşıyor.
Hal böyle olunca, Anglosakson küreselciliği, “globalisation”un yeni kutuplaşmasında kendisine biçtiği dinsel kimlik gömleğini, üç tek tanrılı din “ortaklığına” genişletti. Bu tasarım hem doğru bir saptamadan yola çıkıyor, hem de rakip kutba karşı rodajı tamam, etkisi kanıtlanmış “eski” silahların da kullanılmasına izin veriyor:
Doğru saptama, küreselleşmede başa güreşen rakip ülkelerin tamamının üç tek tanrılı din nezdinde putperest, Rusya’nın da tam nedamet getirmemiş eski “inkârcı”, yani dinsiz oluşuydu.
Bu oluşuma karşı, Anglosakson küreselciliğinin üstüne üç tek tanrılı din şemsiyesi açmak:
1, AB’deki eski SSCB uydularının “bakir” Hristiyanlık imanı;
2, dünyadaki Yahudi diasporası ve İsrail’in desteği; 3, ABD ve Avrupa’daki Müslümanların kucaklanmasıyla güçlendiriyordu ittifakı.
Üstelik İslamiyeti bu şemsiyenin altında Anglosakson küreselciliğine “müttefik din” yazmak, Asya’da komünist bloğa karşı etkisini kanıtlamış “yeşil kuşağı” aynı coğrafyada, bu kez küresel devler Rusya, Çin, Hindistan’ın başına sarmak demek.
Hal böyle olunca, Anglosakson globalciliğinin “kızıllara” karşı geliştirdiği ideolojik sloganları bile değiştirmek gerekmiyor: Dinsizliğe ya da putperestliğe karşı “Allah’ın birliği.” Sadece, Anglosakson küreselciliğin “üç tek tanrılı” din jeneriğini güçlendirmek, etki alanında dinciliğe gaz vermek gerekiyor. Laiklik tu kaka, çünkü bu düzeneğe engel. Darwin’in Evrim Teorisi yine tehlikeli, çünkü din dogmalarını çürütmekle, laik düşünceyi elzem kılıyor.
Sanırım bu gerçeklerin ışığında Anglosakson küreselcilikte Evrim Teorisi’nin karşısına niçin yaratılış safsatasının dikildiği, Türkiye’de Adnan Oktar’a “ilham edilen” kitapların editörlüğünü niçin İngiliz Timothy Mossman’ın üstlendiği, yeterince açık.
Ve tabii, başta Türkiye, Anglosakson güdümlü, reforme edilmiş bir İslamiyete iman etmesi gereken ülkelere, okulları ve kadrolarıyla “truva atı” olarak sokulan Fethullah Gülen cemaatinin niçin ABD’de beslenip büyütüldüğü ortaya çıkarken... Cemaat yapılanmasının, niçin Hristiyan Opus Dei örgütlenmesinin İslami bir kopyası olduğu da tam anlamını kazanıyor.