Savunmada bir asker
Vatan · 12 Nisan 2007
Heyecan meraklısı Türkiye’de, Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt’ın heyecanla beklenen dünkü basın toplantısı, bende bırakın heyecan, şaşkınlık bile yaratmadı.
Org. Büyükanıt’ın neyi nasıl söyleyeceğini, öylesine öngörmüştüm ki, toplantıyı izlerken ancak “deja vu” duygusuna kapılabildim.
Hep birlikte sevinelim, Org. Büyükanıt bir kez daha tescil etti ki, demokratik hukuka saygılı bir ordumuz var ve darbeci zihniyet, darbeler dönemi geride kaldı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini tarihte belki de ilk kez, sivil toplum belirleyecek artık. O cumhuriyeti laik istiyorsak, laik olacak.
Demokrasi istiyorsak, demokrasiyi dişiyle tırnağıyla savunacak ya da ülkeyi faşizan bir İslami cumhuriyet’in “tek partili” iktidarına teslim edecek halkımız.
Org. Büyükanıt’ın konuşmasında, benim dikkatimi çeken olgu, TSK’nın görev sahasına değgin konuları dile getirmekte kullandığı üsluptur.
Sayın Genelkurmay Başkanı’nın, TSK’nın yıpratılmasına ilişkin “derin” çalışmalara dair yaptığı tüm saptamalar doğrudur, zaten hepimizin malumudur.
Düşünce yapım gereği, benim için önemli olan, herhangi “acar” bir gazetecinin koyabileceği bu “yıpratma teşhisi” ne karşı TSK’nın nasıl bir “tedavi”yle cevap vereceyiydi.
Oysa ordumuz, bir numaralı yetkili askerinin ağzından, sadece kuruma yönelik saldırılardan şikâyet etti.
Başka bir deyişle, asker sözlü savunmada. Hem de basını aracı koyarak.
Anladığım kadarıyla Org. Büyükanıt’ın dile getirdiği TSK’nın “Askeri açıdan Kuzey Irak’a müdahale edilmesi yararlı olur” görüşü de siyasal iradenin kararına bağlanırken, hükümete yansıtılmamış bile. Böylece AKP hükümeti, basından öğrenmiş oldu askerin Kuzey Irak’a olası bir müdahaleyi yararlı bulacağını. Bu da bir şey. Hiç haberi de olmayabilirdi. Vallahi böyle bir aracılık, böyle bir elçilik, basının onur hanesine yazılır.
Ya da Kuzey Irak’a yapılmaması daha hayırlı ve zaten yapılması imkânsız bir müdahale, ancak bu kadar diplomatik bir lisanla anlatılır.
Zaten dünkü basın toplantısında gördüm ki, ordumuzun diplomatik üslubu çok gelişmiş. Sivil otoriteye açık fark atıyor. TSK’nın en azından diplomasi yeteneğiyle övünebiliriz artık.
Org. Yaşar Büyükanıt’ın her sözü ölçülü biçili, anayasal çerçevesini bir milim aşmayan konuşması, gerçek, demokrat bir hukuk devletinin Genelkurmay Başkanı’na yakışır tonda, yani renksiz, olayların gidişatını hiçbir anlamda değiştirmeyecek bir konuşmaydı. Başka bir deyişle, basın toplantısı yapmasa da olurdu.
TSK, kendisine yöneltilen planlı ve programlı saldırıları, yıpratma kampanyasını basın aracılığıyla kamuya, bize şikâyet ediyor, sayın seyirciler.
Daha ne isteriz?
Demek ki karar mercii, hakem, yargıç biziz.
Kimin şikâyet edildiği pek belli değil ama olsun, madem ordumuz mağdur ediliyor, mağdur eden zalimleri karineyle bulup çıkarmak ve haklarından gelmek de bizim görevimiz artık.
Düşünün, ne büyük şeref: Ordumuzu savunacağız.
Zaten biliyorduk da, Org. Büyükanıt’ın dünkü konuşmasıyla daha net anlaşıldı:
İş başa düştü, laik cumhuriyeti de ya biz taşıyacak ya da düşüreceğiz sırtımızdan. Eğer taşıyabilir, eğer yaşatabilirsek, bugün verilmeyen omuzlara da “meğer seni bu kadar besleyip büyütmeye gerek yokmuş”, bile diyebiliriz. Netekim.
14 Nisan Cumartesi günü Ankara’da olmak, artık şart!