Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Kırmızı kart

Vatan · 16 Nisan 2007

Bu yazının son sözünü, baştan söyleyeceğim: 14 Nisan'da Ankara'da doğan halk iradesine karşı gelecek siyasal bir karar, Türkiye'yi "yurttaşlar ve kullar" kamplarına böler.

Ankara'da şahlanan laik yurttaşlık bilincini, "Böyle kalabalıklar ilk kez görülmüyor ki" alıştırmasıyla bildiğini okumaya hazırlananları uyarmak isterim: Bugüne kadar kendi aralarında top atıp top tuttukları Ankara'ya 14 Nisan'da hakem geldi ve onlara "Kırmızı Kart" gösterdi. Hakemin kararına rağmen sahadan çıkmaz ve "oynamakta" diretirlerse, maç biter, tribünler karışır, Türkiye kaosa sürüklenir.

Neden mi?

Çünkü 14 Nisan mitingi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, bir cenazenin ardından "ağıt yakmak" için değil, ekonomik koşullardan yakınmak, ücret zammı istemek için hiç değil; ilk kez bir fikri, laik cumhuriyet fikrini savunmak için bir şenlikte toplamıştır Ankara'ya bunca insanı. Bin yıllardır konuşup durdukları "makul çoğunluk"tur, Ankara'ya yürüyen kalabalık.

Bugüne değin şeriat istemek, bölmek, yıkmak, bazen yalakalık yapmak, bazen de parsa toplamak için meydanlara inmeye cüret edilen bir ülkede, 14 Nisan'da yüz binler barışa cüret etmiştir.

Üç yüz binmiş, beş yüz binmiş diye azımsamaya kalkışan AKP iktidarı hırs körü; görmüyor, uyduruyor: Ankara'da meydanlara sığmayan kalabalığın kat katı, ülkenin dört bir yanında pencerelere asılan bayrakların ardındaydı. Onları sayabildiler mi, acaba?

Diyebilirler ki, "İstesek, biz de bu kadar adam toplar, bu mitingin iki katını karşı görüşle yaparız… "

Yapamazlar. Zaten 14 Nisan mitinginin can alıcı noktası, asıl önemi burada:

Ankara'ya akan yüz binlerin ekranlara, fotoğraflara yansıyan görüntüsüne baktınız mı? Aydınlık, özgür, laik ve uygar Türkiye'nin görüntüsüydü onlar. Başı açık, alnı ak, fikri hür, vicdanı hür kadınlar, çocuklar, erkekler, kırmızı beyaz bir sevinç, bir mutluluk içinde yürüdüler. Birlikteliklerinden güç aldılar ve muhteşem bir sinerji yarattılar.

Böylesine devasa bir kalabalığın toplanıp da en küçük bir taşkınlığın yaşanmadığı, tam tersine bayram havasında gerçekleştiği başka bir miting var mı Türkiye tarihinde, hiç oldu mu? Hayır.

Bu miting, son derece mütevazı olanaklarla, hiçbir varsıl kurum ya da iktidarın arkasında durmadığı, tam tersine, para odaklarına uzak derneklerin çabasıyla gerçekleşti ve zaten AKP tarafından ümüğü sıkılan, çanına ot tıkanmaya çalışılan Kanaltürk, tek bir televizyon tarafından duyuruldu, yayıldı.

Sonucun görkemi, hem ne kadar azla ne kadar çok yapılabileceğinin, hem paraya karşı düşüncenin, hem de organizatörlerin halkın sesiyle özdeşleştiğinin kanıtıdır.

Miting günü, Ankara'daki bu tarihi tabloyu, halkın ortak istemini ve iradesini, iktidarı kızdırırız korkusuyla görmezden gelen medya, halkın öfkesine uğradı ve ayıbı tescillendi. Çünkü büründükleri sessizlik, bırakın Türkiye'yi, dünyadan duyuldu, yabancı basın sahip çıktı onların görmezden geldiği habere!

Mitingin gerek hazırlık, gerekse oluşum aşamasında Vatan Gazetesi, dürüst ve yansız yayınıyla iktidar baskısından bağımsızlığını kanıtlayan ender sayıda kurumlardan biridir.

14 Nisan'da Türk halkının, sözde kamuoyu yönlendirici, oysa iktidara bağımlı medyaya rağmen bir ortak bilinç geliştirdiği, korumak istediği laik cumhuriyete yönelik tehlikeyi, şinanay medyanın gözlerine çektiği mile karşı gayet iyi gördüğü anlaşıldı.

Ne AKP ne de şürekası böyle bir mitingin karşıtını yapabilir. Çünkü onların toplayacakları yüz binlerin fotoğrafı, tam da 14 Nisan'da Ankara'nın dünyaya ilan ettiği tehlikenin, gericiliğin itirafı olur: Kara çarşaflı, türbanlı, sakallı, takkeli, poturlu, harem selamlık Türkiye'nin karanlık fotoğrafını çekebilirlerse, buyursunlar, toplanıp çektirsinler. Tabii artık "sıkıysa" demek gerek. Çünkü makul çoğunluğun kim olduğu, aydın ve çağdaş Türkiye'yi kimin temsil ettiği, karşı mitingin resmini yanına koyarsak, dünya çapında daha iyi anlaşılır.