Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Yaşasın! Yandık...

Vatan · 23 Nisan 2007

Türkiye’de giderek netleşen ve “devleti dinden ayrı” düşünenlerle “devleti dindar” isteyenler arasındaki kamplaşmanın aynısı, göçmen Türkler arasında da var.

Paris’teki Türkler, geçen hafta ilahiler ve vaazlar eşliğinde “mübarek doğumu” kutladı. Salonda başı açık tek bir kadın yoktu. Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turu ise başkentin tarihsel sahnesi Gymnase Marie Bell tiyatrosunda “Mikado’nun Çöpleri” ile kutlandı. Bu kez salonda başı bağlı tek bir kadın yoktu!

Çalıkuşu bendeniz, tabii ki ikinci kutlamadaydım. Üstelik ikinci kutlama, Kültür Bakanı Koç’umuz uyanıklık edip sahip çıkacak değil ya, Beşiktaş Belediyesi’nin desteğiyle gerçekleşerek Paris’te, özlediğimiz bir kültür havası estirdi.

AB üyeliğinden giderek uzaklaşan Türkiye’yi, Avrupa’ya “sahne kapısı”ndan sokmayı kan ter içinde, çok az kişinin bildiği fedakârlıklarla, bıkmadan, usanmadan, defalarca başaran aziz dostum Erkan Özerman düzenlemişti bu sıra dışı 22 Nisan kutlamasını da. Yazarı Melih Cevdet Anday’ın, Zeliha Berksoy’un sahneye koyduğu ve Devin Özgür Çınar’la Timuçin Esen’in insanın içini titreten bir oyun çıkardıkları Mikado’nun Çöplerini, Paris’te görmesini isterdim...

Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal ve eşiyle, tiyatroda tanıştım. Paris’te, “İşte böyle yöneticilerimiz var...” diye takdim etmekten gurur duyacağım insanlar. Kaç adet var, bir yıl sonra, iki yıl sonra “numunelik” bile kalacak mı, emin değilim.

***

Aynı hafta “Kutlu Doğum”la “Mikado’nun Çöpleri” arasında ayrışan Parisli Türkleri, Fransız Cumhurbaşkanlığı seçimleri birleştirdi, neyse ki. Hemen hepsi oylarını “Türkiye’ye en az zarar” olasılığına, yani Ségolène Royal’e verdiler.

Ben de tiyatrodan çıkınca, soluğu TV5Monde’da aldım, gazeteci arkadaşlarımla seçim sonuçlarına kilitlendik: Önce “Yaşasın!” diye bağırdım. Bahsi kaybetmiştim ama ne gam: Birinci turda ikinci sıra için yarışanlar arasında gönlümden geçen Ségolène Royal kazanmış, aklımdan geçen François Bayrou elenmişti. Birinci sırayı Nicolas Sarkozy’nin alacağından hiçbirimiz kuşku duymamıştık zaten. Ne var ki dakikalar ilerleyip Sarkozy’nin oy oranında Royal’e 5 puan fark attığı kesinleşince, bu kez hep birlikte “Yandık!” demeye başladık...

Sarkozy, yalnız Türkleri Türk nefretiyle değil, Fransa’da yaşayan tüm göçmenleri ve hatta göçmeyenleri de sert ve polisiye üslubu, “ulusal kimlik” merakına karşın paradoksal sayılacak aşırı liberal ekonomi söylemiyle korkutuyor.

Ama çok daha insancıl bir sosyal projeyi savunan Ségolène Royal de, belki de uğradığı “maço” saldırılar dolayısıyla sığındığı “asker kızı” (çünkü babası subay!) kabuğunu kıramıyor, yatılı kız lisesinde okumuşluğun “üniformasız” gerginliğini atamıyor üstünden. Aslında benim Sego zaafım da, tam bu özellikleri yüzünden. Ama kitlelerle empati kurabilmek açısından zaten “solak” Ségolène’e epeyce “sakarlık” yaptırıyor.

Dünya basınının favorisi bu güzel ve zeki kadın, Sarkozy’yle arasındaki 5 puanlık farkı, Sosyalist Parti’nin daha solundaki ve Sarkozy’nin yolunu kesmek için seçmenlerini şimdiden kendisine yönlendiren 10 küçük adayın oylarıyla kapatır, ama...

Aşırı sağcı Le Pen’in oyları, silme Sarko’ya gidecek, bunu biliyoruz.

***

Geriye kalıyor François Bayrou’nun 7 milyon küsur seçmeni. Onların kaçta kaçı “soldan” merkeze kaydı, kaçta kaçı “sağdan”, belli değil.

6 Mayıs’a kadar, solak ve sakar Sego ile kurnaz ve fırsatçı Sarko, işte bu oyların paylaşımı için Bayrou’yla flört edecek. Başka bir deyişle Fransa Cumhurbaşkanlığı makamı, artık Bayrou’nun iki dudağı arasında: Seçmenlerini kime yönlendirirse, onu kazandıracak.

Umarım bu kez de gönlümden geçen kazanır, aklımdan geçen kaybeder!