Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Komik oluyor

Vatan · 27 Nisan 2007

1998 yılında Abdullah Gül, Fazilet Partisi Genel Başkan Yardımcısı’ydı. Arapça öğrenmek arzusuyla yanıp tutuşan eşi Hayrünnisa Hanım’ı Ankara Üniversitesi’ne götürüyor, yanına da bir noter ve gazeteciler ordusu alıyordu. Çünkü Abdullah Gül, değil başını açmak, bir anlığına başı açık fotoğraf çektirmeyi reddeden Hayrünnisa’nın “türbanlı kimlik fotoğrafıyla” üniversiteye kaydolamayacağını biliyor, kaydedilmediğinin kaydını notere tutturuyor, basına dönüp: “Başka hiçbir ülkede böyle olmazdı!” diyordu.

Ben de “Türbanlı Yalan” başlıklı bir yazı yazdım. Hayrünnisa Hanım’ın Fransa’da türbanlı fotoğrafla üniversiteye kayıt yaptıramayacağı gibi, hiçbir resmi kimlik belgesi de alamayacağını belirttim. İçişleri Bakanlığı’nın, resmi belge fotoğraflarının nasıl olması gerektiğini beş maddede sıralayan NF2 12.010 numara ve Mayıs 1990 tarihli yönetmeliği açıktı: “Baş açık ve yüz öne dönük olmalıdır.” 11 Eylül 1998 tarihli yazım şu sözlerle bitiyordu:

“Şimdi Hayrünnisa Hanım, türban hakkını Danıştay’da arayacakmış. Danıştay’ı bilemem, ancak AİHM’ye gittiği takdirde kaybedeceği kesin. Peki her ikisinde de kaybederse, ‘demek ki haksızmışım,’ diyerek karara uyacak ve başını açacak mı Hayrünnisa Hanım? Mahkemeler kendilerini haklı bulduğunda kul yasalarına inanıyorlar, haksız bulduğunda ise

Allah’a sığınıyorlar da...”

O yıllarda Milliyet köşe yazarı Altan Öymen, bu yazımı referans alan türban konulu bir makale yayınladı.

Aradan aylar geçti, Altan Öymen’le karşılaştık, bana Hayrünnisa Gül’ün, Fransa’da yaşayan kimi Türklerin türbanlı fotoğraf koydurttukları belge fotokopileri ekli bir mektubunu verdi. Benim Fransız yönetmelik, anlaşılan hanımın boğazına fena takılmıştı.

Hikâyenin devamını ancak, Abdullah Gül Türkiye Dışişleri Bakanı, hanımın türbanı ise AİHM’de Türkiye’den davacıyken, yani tam 5 yıl sonra 13 Aralık 2003 tarihli “Hayrünnisa Hanım’a kötü haber” başlıklı yazımda anlattım:

“Belgeler arasında gerçekten resmi kimlik yerine geçen ve Strasbourg’dan verilmiş bir ehliyet vardı. Şaşırdım. Telefona sarıldım ve Strasbourg Kaymakamlığı’ndan açıklama istedim. Aldığım yanıt, dehşet verici bir itiraftı: Bir kadın memur, ‘Kocalarıyla birlikte geliyorlar, bağırıp çağırıp tehdit ediyorlar, sorun çıkmasın diye vermiş olabiliriz...’ dedi. Anında İçişleri Bakanlığı’na bir mektup yazdım ve memurun yanıtını, Hayrünnisa Hanım sayesinde ele geçirdiğim ehliyet fotokopisine ekleyerek, Fransa’da devletin ne zamandan beri tehditlere papuç bırakarak resmi talimatları çiğnediğini sordum. Yanıt bir hafta sonra geldi. Strasbourg Kaymakamlığı’nda soruşturma başlatılmış, bundan böyle yönetmelik dışı uygulamalara izin verilmeyecekti.

Hayrünnisa Hanım’a teşekkür borçluyum, gönderdiği belgelerle Fransa’da bir daha kimseye türbanlı fotoğrafla kimlik belgesi verilmemesini sağladı. Üstelik Fransa İslami tesettüre karşı yasa çıkarmaya hazırlanıyor...”

Ve Fransa 2004 yılında okullarda ve kamu alanında türbanı yasayla yasakladı. Aynı yıl Hayrünnisa Hanım, Danıştay’da kaybettikten sonra AİHM’ye taşıdığı türban davasını, yine hezimete uğrayacağı anlaşılınca geri çekti.

Yıl 2007 ve hanımın türbanı peşinde Ankara Üniversitesi’ne noter ve gazeteci ordusuyla çıkarma yapan, ardından AİHM’nin kapısına laik Türkiye’yi mahkûm ettirmek için dayanan Gül çifti Çankaya’ya aday.

Kimse çıkıp da bana Abdullah Gül’ün “laik cumhuriyetçi” ve kendisi de 1998’den 2004’e mahkeme mahkeme gezen Hayrünnisa Hanım’ın türbanının “kişisel tercih” olduğunu söylemesin. Komik oluyor.

Güldürmeyen komikliklere “Yeter!” demek için yarın siz Çağlayan’da Kırmızı Beyaz bayraklar, ben de TSİ 18’de TV5Monde’daki Kiosque programında VATAN logosu altında olacağım.