Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Muhalefetin son şansıdır

Vatan · 4 Mayıs 2007

Bu ülkenin tüm çocukları, güzel günler görmek istiyor. Onlar için güzel günler, geleceğe güvenle bakmaktır.

Bir ülkenin çocukları, onların geleceğini hazırlamakla yükümlü erişkinlere güvenirlerse, kendilerine de güvenirler.

Politikacılar, yönetmeye talip oldukları ülkenin çocuklarına kendi aldıklarından fazlasını vermeye hazırlarsa varlıkları bir anlam kazanır.

Türkiye nüfusunun yüzde yetmişi, 25 yaşın altındadır.

Başka bir deyişle Türkiye’nin asıl ve ezici çoğunluğu, büyük bir bölümü henüz oy verecek çağda olmayan, dolayısıyla demokratik sürece katılamayan genç nüfusudur.

Sorumlu erişkinlerin yönettikleri ya da yönetim alternatifi ürettikleri bir ülkede, asıl büyük politika, asıl milli dava, bu genç nüfusun iyi yetiştirilmesi ve iyi yetişenlerin önünü açmak olmalıdır.

Politikacıların böyle bir davayı kazanabilmesi için kendi kuşağının çapını aşmış, hiç olmazsa önünü açacağı gençlik kadar cömert ve paylaşımcı olması gerekir.

Bir ülkede politikacılar, eğer gençlerle aynı dili konuşamıyor, aynı teknolojileri kullanamıyorsa, bu onların eksikliğidir, gençlerin fazlalığı değil.

Türkiye’de gençlere kapalı siyasal parti kapıları, gençlerin aralarına sızdırılmadığı ihtiyar takımları, yerine “challenger” hazırlamayı reddeden liderlik zihniyeti, bir yetersizlik belgesinden ibarettir. Ve böyle bir yetersizlik, ne yüzde yetmişi 25 yaşın altında bir nüfusa umut verir, ne de ülkenin geleceğine geçit.

Türkiye’de her yüz erişkinden altmışı, çocuklarının geleceğini AKP’ye emanet etmek istemiyor. Çünkü AKP, bırakın gençliğe “ileri” bir Türkiye bırakmayı, gelecek kuşaklara geçmiş kuşakların bile cinsiyet eşitliği, fikir ve vicdan özgürlüğünden geride, çağdışı, ayrımcı, tabusal yasaklarla çevrili bir toplum yapısı öneriyor.

Laik cumhuriyet güvencesinde eşitlikçi bir demokrasi istemiyor. Demokrasiyi, seçimlerden ibaret görüyor.

Oysa İran’da da seçimler var. Ama özgürlük ve eşitlik yok! Çünkü laiklik yok.

İşte bunun için, milyonlar indi sokaklara Türkiye’de. Ve yeniden inmeye hazırlar, yine inecekler.

Muhalefet partilerinin, Türk halkının ne istediğini anlaması yetmez. Muhalefet partileri, önümüzdeki günlerde bu halkın meşru istemlerine AKP’nin veremediği, veremeyeceği sunumu yapmak zorundadır.

Böyle bir sunum, AKP’nin karşısına dağınık düzende çıkan muhalefetin sağda ve solda birlikler oluşturmasıyla mümkündür.

Siyasal eğilimim gereği, ben kendi payıma CHP, DSP ve SHP’yi derhal, önkoşulsuz, birleşmeye çağırıyorum.

Türkiye’nin kaderini belirleyecek bir dönemeçteyiz ve zaman kalmadı!

Birleşmek bile yetmez: CHP lideri Deniz Baykal, yanında genç, dinamik bir “challenger”la çıkmalıdır seçimlerde, halkın karşısına. Ne derse desin adına, ister başkan yardımcısı, ister parti genel sekreteri...

AKP’ye alternatif üretmek görevini üstlenen tüm partiler, başta CHP, kapılarını gençlere açtığını kanıtlamalıdır, hiç vakit kaybetmeden, derhal.

Çünkü böyle bir yenilik rüzgârı estirmeyen, umut yaratamayan, Türkiye’ye “genç” bir gelecek vaat etmeyen tüm siyasal kurumlar AKP’den önce bitecek, bu böyle biline!

Yoksa bu halk, Türkiye’nin yüzde altmışı bizler, onların bugün açmadığı kapıları aşar, yepyeni adaylar çıkarır, onları da Nasreddin Hoca’nın türbesi gibi boşluğa açılan kapıların önüne bırakırız. Çünkü çocuklarımızın geleceğini savunuyoruz.

Çünkü artık, nihayet kararlıyız.