Kiraz çekirdeği
Vatan · 7 Mayıs 2007
Sosyal demokratlardan başlayıp, sosyalistlerden geçerek komünist ve hatta anarşistlere kadar uzanan geniş yelpazede Fransız solunun sembolü, ne “Enternasyonal”dir, ne de yurttaşları barış zamanları dahil 1789’dan beri “Silahlara!” çağıran ulusal marşı Marseillaise...
1866 yılında yazılıp bestelenmesine karşın, ozan Jean Baptiste Clément’ın 1871’deki büyük halk isyanı, Paris Komünü şehidi bir hemşireye ithaf ettiği Kiraz Zamanı şarkısıdır.
O gün bugündür, Fransa’nın sol ufkundan doğacak güneşler:
“Kiraz zamanı gelince şarkılarımıza / Ve neşeli bülbül, alaycı saka / Katılınca bayramımıza / Kavak yelleri esecek güzellerin başında / Güneş dolacak yüreğine aşıkların... / Kiraz zamanı
gelince şarkılarımıza / Daha özgür şakıyacak alaycı saka...” vaadiyle başlayan bu muhteşem şarkıyla beklenir.
Ufuk hep pembedir, hatta zaman zaman epeyce kızarır, ama güneş çoook nadir doğar soldan, gerçek şu ki Fransa sağından kalkıp oturan bir ülkedir.
İşte bu yüzdendir ki Libération Gazetesi yönetmeni Laurent Joffrin, dünkü baş yazısını:
“Kiraz Zamanı yine gelecek. Ama şimdi çekirdek zamanı. Dayanın, cesaret...” diye bitirmiş.
Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, kiraz mıdır, ceviz midir bilemem, ama çetin çekirdek, bu kesin.
Eğer seçim öncesinden farklı bir “seçim sonrası” söylemi olmayacaksa, meydanlarda eğri söylediğini Élysée’de doğru oturtacağına dair hiçbir işaret yok.
Türkiye açısından baktığımızda, Nicolas Sarkozy’nin cumhurbaşkanlığı hem Türkiye/Fransa, hem de AB ilişkilerinde bir felaket süreci başlatabilir.
Yarı başkanlık sistemiyle yürüyen Fransız demokrasisinde, dışişleri ve savunma politikaları cumhurbaşkanının “özel av sahası” diye anılır. Oysa Sarkozy’nin kazandığı seçimlerin özelliği, bu konulara en az yer ayrılması oldu. Başka bir deyişle cumhurbaşkanı adayları, cumhurbaşkanlığından çok hükümet politikaları üzerine çekiştiler. Ama AB’den bile yeterince konuşulmayan kampanyada Türkiye hep, hem de kamuoyu yönlendirici bir faktör olarak vardı.
Hatta Sarkozy, “Türkiye’nin AB yolunu kesmek” vaadini, seçim sonrası “değiştim” diyemeyeceği kadar sık ve ayrıntılı kullandı. Görevine resmen 16 Mayıs’ta başlayacak yeni cumhurbaşkanı, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecini durdurabilir mi? Teknik olarak, evet, yapabilir. AB’ye her üyenin böyle bir sürece veto hakkı var. Ama kurucu üye de olsa Fransa, tek başına, durup dururken Türkiye’yi raydan çıkaracak bir vetoyu pek göze alamaz.
Sarkozy, öteden beri üçüncü bir yol öneriyor Türkiye’ye. Ne var ki önerdiği üçüncü yolu ne kendisi, ne de ekibi tam olarak biliyor. AB ile sıkı ilişkiler içinde olacak belirsiz bir Akdeniz Birliği’den söz ediliyor. Oysa Türkiye’nin Cezayir, Tunus, Fas gibi ülkeler arasında “düşünülmeyi” kabul etmeyeceği, gün gibi aşikâr. Bu durumda, Sarkozy ile AB arasında ve Türkiye üzerine başlayacak bilek güreşinde, masa hakemlerinin güya ara buluyormuş gibi yeniden “ayrıcalıklı üyelik” servisi yapmaları beklenebilir.
Sarkozy’nin Türkiye’ye zorluk çıkaracağı, yalnız kendi sözlerinden değil, ne yazık ki ekibinden de belli. Türkiye düşmanı ve iki “soykırım yasası”nın baş mimarlarından Ermeni asıllı milletvekili Patrick Deveciyan, Sarkozy’nin “has adamı” ve yeni kurulacak hükümette önemli bir bakanlığa getirilmesi bekleniyor.
Patrick Deveciyan’ın içinde olduğu bir hükümetten Türkiye’ye hayır gelmez ve yanında boy gösterdiği sürece, Sarkozy kolay “değişemez.”
Dolayısıyla bir mucizeye ihtiyaç var. Kiraz Zamanı’nın haziranda gelmesi gibi bir mucizeye. 10 ve 17 Haziran’da genel seçimler var Fransa’da... Kiraz bahçesi Sosyalist Parti, Élysée pazarında uğradığı bozgunu, mecliste bir zaferle dengeleyebilir mi? İhtimal düşük, ama mucizeler yüksekten uçar.