Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Yeni bir dünya kurulur...

Vatan · 15 Mayıs 2007

Özgürlük, kural tanımazlık değildir.

Eşitlik, hakkaniyete dayanır.

Adalet ise özgürlük ve eşitlik dengesini gözeterek “hak” dağılımını yapmak, bu dağılım düzenine uymayan, düzeni tehlikeye düşüren faktörü de etkisizleştirmek, demektir.

Demokratik sistem, kurallara dayalı bir özgürlük, hakkaniyete dayalı bir eşitlik düzenidir ve adalet olmadan, demokrasi olmayacağı da açıktır.

Dolayısıyla bir demokrasinin yarımlığını, tamlığını, rengini, kokusunu ya da tadını, aslında basmakalıp “demokrasi” lafı değil, özgürlükten ne anlaşıldığı, eşitlikten ne kavranıldığı ve “mülkün temeli” adaletin hangi ölçütlere göre dağıtıldığı belirler.

Benim de bu yüzden dilimde tüy biter ve habire debire, seçim yapılan her yere illaki demokrasinin gelmediğini, seçimle her gelenin de demokrat olmadığını söyler dururum.

Türkiye’de dincilerin, ümmetçilerin, ırkçı milliyetçilerin ve sayıları az da olsa kendilerine sosyalist, komünist, hatta sosyal demokrat deyip aslında nasyonal sosyalist, yani faşistten başka bir şey olmayanların, demokrasiyi yıllardır amaç değil, kendi istedikleri baskıcı rejime giden yollarda araç olarak düşünmesi ve AKP örneğinde olduğu gibi çatır çatır kullanması, aslında özgürlükten kuralsızlığı, eşitlikten, silahlı ya da silahsız “güçlü”nün hakkını anlamalarıdır.

Başka bir deyişle Türkiye’nin asıl sorunu, başta iktidar partisi AKP, hemen tüm siyasal düzeneklerin, dillerinden düşürmedikleri demokrasiden bile değil, özgürlük, eşitlik ve adaletten ne anladıklarıdır.

***

Demokrasi, ancak asgari müşterekler üzerinde uzlaşmış fikirlerin, farklı fikirlere saygılı özgürlüğüdür.

Demokrasi, ancak ve ancak asgari müşterekler üzerinde uzlaşmışların eşitliği, bu eşitliğe dayalı adaleti temel kabul edenlerin rejimidir.

Türkiye’de bu asgari müşterek, iki sözcüklü bir tamlamadan ibarettir: Laik Cumhuriyet. Laik cumhuriyetin çizdiği özgürlük, eşitlik ve adalet sınırlarından çıkılmadığı sürece, tüm fikirler söylenir, tartışılır ve demokratik seçim yoluyla uygulanır.

Türkiye’nin doğu sınırları ötesinde demokrasi yoktur! Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik yüzü, Batı’ya dönüktür. Her ne kadar AKP’nin yüzü Orta Doğu’ya dönükse de, hem Orta Doğu’nun hem de Müslüman Doğu’nun yüzü de Batı’ya, çünkü Türkiye’ye dönüktür. Ve keşmekeş olmadığı zaman dinci faşizmin pençesinde kıvranan bu ülkeler, AKP’nin ümmetçi Türkiye’sine değil, Atatürk’ün yıkık bir ümmetten yarattığı Türk milleti ve yoktan var ettiği “laik cumhuriyet”e gıpta etmektedirler.

Hayrünnisa Gül, geçen pazar Sabah Gazetesi’ne verdiği röportajda, türbanı (henüz) Çankaya’ya çıkamadı diye: “Türkiye bir model olmuştu Orta Doğu’ya, o kadar iyi bir itibarımız var ki,” demiş. Ve “şu anda sadece bu itibara gölge düştü”, diye üzülüyormuş.

Vah vah.

Hayrünnisa Hanım’ın “Türkiye’nin itibarı”ndan anladığı, AKP iktidarı ya da Tayyip ve ABD’ullah beylere gösterilen itibarsa, bu itibar Orta Doğu’yu zaten kendileri ümmetçi ve dinci faşist kral müsveddeleri, emirler ya da silahlı darbeyle başa gelmiş diktatörler gösteriyor onlara. Herhalde mahallenin muhtarı tarafından karşılanmıyor, olmayan fabrikaların işçileri ya da ilkokul öğretmenleriyle yarenlik etmiyorlar... Dolayısıyla körler sağırları ağırlıyor.

Asya ve Orta Doğu’da, yüzyıldır millet bilincine kavuşamayan, hakkani bir devlet düzeni kuramayan, şeriat yasalarıyla orası burası, bazen de kellesi kesilmediği zaman ancak “laik” diktatörlerin keyfi ve yoz yönetimiyle izafi bir barış yaşayan İslam ülkeleri, Türkiye’ye gıpta etmek için AKP’yi beklemedi. Hatta Türkiye’nin itibarı Afganistan’dan Pakistan’a, çok daha yüksekti bu ülkelerde, “laik cumhuriyet” in dibi ABD’nin emrinde şeriatçılar tarafından oyulmadan.

Devamı perşembeye...