Ve Türkiye yerini alır
Vatan · 20 Mayıs 2007
Türkiye’de din istismarı önce paraya tahvil edildi, ardından iktidara. Ancak iktidar öylesine bir tulumba ki, gerek emen, gerekse basan İslamcıları ihya etti, bir İslam burjuvazisi yarattı.
Politikacı/tüccar işbirliğinde paraya boğulan İslamcı burjuvaziye, nihai amaç “şeriata uygun düzen” dar geliverdi. İslamiyet kurallarından çıkmadan paraların keyfini çıkarmak kolay değildi. Suudiler, Kuveytliler vb. yüzyıldır aynı açmazda, Dr.Mübah ve Mr.Günah’lık arasında debelenmiyor mu zaten?
Bizim İslamcılar da “değiştik” naraları arasında, aslını inkar etmeden burjuva keyfi sürmenin çaresini, imanı demokrasiye değil, demokrasiyi imana uydurmakta buldular. Demokrasiyi iman kalıbına dökebilmek için, elbetteki “laik cumhuriyet” kınından çıkarmak gerekiyordu. Yaptıkları her iş, attıkları her adımda, istihdam yoluyla kadrolaşmada, laikliği “de facto” aştılar. Kağıt üzerinde kalanı değiştirmek için de “laikliği yeniden tanımlamak” peşrevi çekmeye başladılar.
Demokrasiyi özgürlük, eşitlik ve adalet temellerinden koparıp, seçimlere indirgediler.
Çünkü uyduruk demokratları, ancak uyduruk demokrasi paklar. Ya da tersi.
Dünyada yargıyı hiçe sayan, mahkeme kararlarına uymayan hangi hükümete demokrat deniyor ? Başka hangi ülkede devlet işleri, ataması yapılmamış kadrolarla dört yıldır “vekaleten” yürütülüyor?
Dünyanın başka hangi parlamentosunda TBMM’deki imam hatip sayısı kadar papaz, rahip ya da haham var da rejimi demokrasi oluyor? Hangi AB ülkesinde bakanlar kurulunun onda dokuzu din adamı kökenli?
Ve papazların bakan olmadığı AB, Türkiye’de AKP iktidarına demokrat diye alkış tutuyor... Bu işin içinde bir bit yeniği yok mu sizce?
Türkiye’den başka kaç uyduruk demokrasi var ki dünyada, cumhurbaşkanı seçmek için yeterli sayıyı bulamayan bir meclis, üç günde Anayasa’yı değiştirmeye cüret etsin?
Hakiki bir demokraside Anayasa değişikliği, aylarca hazırlanır. Komisyon kurulur. Anayasa hukukçularına taslak hazırlatılır. Komisyonda tartışılır ve dört dörtlük haliyle gelir meclise.
Erken seçim kararı alınmışken, bir gecede Anayasa değiştirmek, gecekondu demokrasidir. Gece konan demokrasi de, iki dayanır, üç dayanır, bir sabaha da çıkamaz tabii!
Soluğu 1980 Eylülü kokan bu Anayasa’nın toptan değişmesini ben de isterim, zaten “kırmızı” oy vermişim, zamanında! Ama patlağın yerine çürüğü değil, sağlamını, zamana dayanıklısını, iyi düşünülmüşünü isterim. Bir iktidarın giderayak “hizmetine” sokulanı değil.
Anayasa, partilerin evire çevire kullanacakları siyasal mal, sil boz tahtası değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli, milleti bugünden yarınlara taşıyacak hukuk andıdır!
Ama kime anlatıyorum bunları? Kendilerine uydurdukları demokraside, yargı kararlarını hiçe sayan, hukukun üstünde tepinen uyduruk demokratlar mı takınacak Anayasal bir değişikliğin gerektirdiği ciddiyeti? Üç gün sonrasını öngöremeyen sorumsuzlar mı takacak, bir Anayasa’nın otuz yıllara yayılan önemini?
Türkiye’de uyduruk demokratlar, uyduruk bir demokraside “cumhur imamlığı” için yarışırken, sınırlarımız dışında yeni bir dünya kuruluyor. Türkiye, yeni dünyada yerini, ya laik ve demokrat cumhuriyet olarak alacak, ya da İslami ve ticari burjuvazi sultasındaki uyduruk demokrasiyle.
22 Temmuz seçimlerinde, yalnız Türkiye’ye meclis değil, yeni dünyada Türkiye’nin yerini seçeceğiz.
İşte bu yüzdendir ki, DYP’nin ANAP’la DP çatısı altında birleşmesini sevinçle karşıladım. CHP ile DSP’nin nihayet vardıkları anlaşma ise, içimde umut rüzgarları estiriyor.
Yeni dünyanın “aslansın, kaplansın, demokratsın” diye kullandığı AKP’yle birlikte deliğe süpürülmeden önce, Türkiye’yi kaldırıp kürsüye çıkartmak için son bir şansımız var!