Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Fransa’da açılım devrimi

Vatan · 22 Mayıs 2007

Coğrafya çapında Avrupa’nın, Anayasalarında “laik” yazan iki ülkesi Türkiye ile Fransa’nın gerek cumhurbaşkanlığı, gerekse genel seçimleri bu yıl kesişti.

Türk halkı, 1923’te atılan “laik” temelini korumak gerektiğini yeni anladı ve demokratik bir mücadele başlattı. Bu mücadelenin sonunda ya hak ederek kazanılacak laiklik ya da kaybedilecek.

Fransa ise aynı mücadaleyi yüzyıla yayılan kanlı çatışmalarla verdi ve 1905’ten beri “laik” tanımı, cumhuriyetin ayrılmaz parçası. Tabii ki tüm siyasal kavramlar gibi tartışılıyor, ama Fransa’da “laik cumhuriyet” karşıtı politika yapmak mümkün değil. Önce “laik cumhuriyetçi” olmak koşuluyla, sağda, solda her yol, hatta aşırılık, anti demokrat politikalar bile önerilebiliyor. Halkoyu, halkın seçimi de ancak laik cumhuriyet onayından sonra geliyor.

Yeni cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy de seçimleri “laik cumhuriyet” imanıyla kazandı ve siyasal alanda ülkenin bugüne değin olabileceğini hayal bile etmediği açılımlar yapıyor.

George W. Bush’un elini sıkarken, boy farkını gizlemek için bir taburenin üstüne çıkıp poz veren, kimine göre penguen, kimine göre “altına doldurmuş” gibi yürüyen bu adam, hani neredeyse “cüce Napolyon” lakabını hak etmek üzere, siyasal zekâ performansıyla herkesi şaşırtıyor.

Muhalifleri, Nicolas Sarkozy’nin gerek cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında savunduğu fikirleri, gerekse İçişleri Bakanı’yken kanı bitlenen “polis devleti” yüzünden Fransa için tehlikeli buluyorlardı. Bense, hem aynı nedenler hem de Türkiye’ye husumeti dolayısıyla istemiyordum seçilmesini. Dolayısıyla ürküntüyle bekliyorduk, iktidar sarhoşluğunu.

“Şahtı şahbaz olur,” diye düşünüyorduk.

Nicolas Sarkozy, Türkiye konusunda da fikir değiştirir, yumuşar mı belli olmaz. Ama tüm öteki korkuları, hiç olmazsa şimdilik yendi ve siyasal performansı, bırakın muhaliflerini, düşmanlarını bile hayranlığa zorluyor.

Élysée’nin yeni kiracısı, cumhurbaşkanlığı koltuğunu kazanmakla yetinmedi, hazirandaki genel seçimleri de partisi UMP’ye kazandırmaya kararlı. İşte bu yolda, hiç denenmeyeni yaptı ve sadece kendi vaatlerini değil, cumhurbaşkanlığı yarışında geride bıraktığı rakiplerinin vaatlerini de gerçekleştiriyor! Örneğin merkez sağ lideri François Bayrou, hem sağ, hem sol partilerden “ulusal birlik” hükümeti vaat ediyordu. Nicolas Sarkozy, yarışı kaybeden rakibine 17 milyon oy getiren söyleme sahip çıktı ve kurdurduğu hükümete, hem sosyalist, hem de merkez sağdan bakanlar atandı.

Sarkozy böylece, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde biçtiği François Bayrou’nun yeni kurduğu merkezci Demokrat Parti’nin, genel seçimlerdeki umutlarını da budadı.

Sosyalist Parti adayı Ségolène Royal, cumhurbaşkanlığı kampanyasında, kadın ve erkek bakanların sayıca eşit olacakları bir hükümet sözü vermişti. Sarkozy, açık farkla geçtiği rakibi gibi sözü de gömülmüştür demedi, yeni kurulan hükümetin yarısı kadın bakanlarla oluşturuldu.

Ayrıca, sosyalistlerin bile yapmadığını yaptı ve Adalet Bakanlığı gibi çok önemli bir koltuğa, ikinci kuşaktan Müslüman Arap Fransız kadın danışmanı, genç ve parlak hukukçu Raşida Dati’yi oturttu! Böylece, kendisine “ırkçı” diyenlerin dudaklarını uçuklattı, haziran ayındaki genel seçimlerde kendisine karşı ya da kendisinin kullanmadığı bütün silahları aldı, rakip partilerin elinden.

Bu açılımlar UMP’ye genel seçimleri de kazandırırsa, Nicolas Sarkozy sağda, solda ve merkezde “devrimci” bir Avrupa lideri olmaya aday. Avrupa’nın öteki “laik” ülkesinde dikkate alınmasında yarar var.