Satılık gazeteci
Vatan · 23 Mayıs 2007
Paris Adliyesi, iki yüzyıllık bir saraydır. Adaletin ağırlığı, devasa mermer merdivenlerini çıkarken çöker, insanın üstüne...
29 Mart günü, dağları ben yarattım diyen bir adam, o merdivenleri her basamağı yenermiş gibi hızla tırmandı. Cumhuriyet Savcısı Philippe Courroye’nın bürosuna girerken kendine biçtiği roldeydi: Emrindeki uşağın fakirhanesini ziyaret eden nazik efendi.
Savcı Courroye, “Bu sizin sesiniz mi?” sorusunun ardından düğmeye bastı. Dağları ben yarattım diyen adamın sesi duyuldu: “Savcı olacak o gö...b.k mu istedi? Boğazına kadar gömeceğim onu...”
Öyle böyle küfürler değildi, sıraladıkları. Kayıtlarda Cumhuriyet Savcısı’nı “Fransız Total petrol şirketini batırmak için çalışan CIA ajanı, satılmış herif!” diye de niteliyordu.
Oysa satılık kendisiydi ve savcı, kaça satıldığını da biliyordu.
Adamın omuzları çöktü. Yarattığı dağlar da üstüne. Savcı’nın karşısındaki haliyle, dağlar yaratan adamdan çok, Lafontaine’in kulakları çınlasın, öküz olacağım diye şişinirken patlayan bir kurbağayı andırıyordu artık.
Kurbağayken nasıl mı özenmişti öküzlüğe?
Kimi gazeteciler nasıl “businessman” olmaya kalkarsa, öyle.
Ama bu kurbağa öylesine öküzlüğüne inanmıştı ki, karınca savcılar telefonlarını bile dinletemez sanmıştı.
Oysa cumhuriyetin karınca savcısı Philippe Courroye, tıpkı Türkiye’deki meslektaşları gibi kredi kartı borçları, çocukların okul taksidi ve onlar büyüdükçe artan telefon faturaları arasında acayip bir yolsuzluğu soruştururken, gazeteci Marc Francelet’yi de yakalayıvermişti ensesinden.
Acayip yolsuzluk, BM’nin “petrol karşılığı yiyecek” programı çerçevesinde Saddam Hüseyin’in, Irak petrollerini el altından satan aracılara dağıttığı bahşiş varillerinin dosyasıydı. Savcı Courroye, dosyadaki rüşvet erbabı arasında, gazeteci Marc Francelet’ye “Saddam rejimi lehine yayınlattığı haber ve makaleler karşılığında”, müşterisini kendisi bulmak üzere 1 milyon varil petrol “hediye” edildiğini saptamıştı. Francelet önce gözaltına alındı, sonra yargılanmak üzere kefalet karşılığı serbest bırakıldı.
Marc Francelet hem çok ünlü bir gazeteci, hem de tüm Fransız medyasına “bomba haberler” servis yapan, tanıdığı gazetecileri ve iş adamlarını röportaj amacıyla buluşturan bir aracıydı. Böylesine “medya pzvngi” demek, sanırım yanlış olmaz.
Eğer kefaletini Lübnanlı Fransız iş adamı İskender Sefa ödemeseydi, belki Francelet 1 milyon varil petrollük bir rüşvetin cezasıyla kurtulacaktı. Ama 50 bin Euro kefaletin İskender Sefa tarafından ve İsviçre üzerinden ödendiği anlaşılınca, mali polis Fransız gazetecinin banka hesaplarını incelemeye aldı ve sonrası çorap söküğü gibi döküldü:
Marc Francelet’nin, iş adamı İskender Sefa’nın Fransa devletinden ihale alabilmesi için Le Point, Le Monde, L’Express gibi birbirinden ciddi basın organlarında, birbirinden ciddi gazeteci ve yazarlara Sefa’nın şirketini öven makaleler yayınlatmış, karşılığında İsviçre’deki hesaplarına 500 bin Euro’ya yakın paralar yatmıştı.
Satın alındığı parayla meslektaşlar satın alan “taşeron” gazeteci Francelet, İsviçre bankalarına rüşvetlerini dizdiği sırada, “işsizim” deyip Fransız İşsizlik Sigortası’nı da 150 bin Euro dolandırmıştı!
29 Mart günü, patlak kurbağa Marc Francelet, karınca savcı Courroye’nın odasından elini kolunu sallayarak çıkamadı. Çünkü kelepçelendi ve şimdi hapiste. Le Monde gazetesi, Lübnanlı Sefa’ya övgüler düzen yazarı Hervé Gattegno’yu zaten işten atmıştı. Le Point dergisinin genel yayın müdürü Franz Olivier Giesbert başta, pek çok ünlü Fransız gazetecinin halen “tanık” olarak ifadeleri alınıyor.
Paris Adliye Sarayı’nı iyi bilirim ben. O haşmetli merdivenleri öküz gibi çıkıp, inerken patlak kurbağaya dönenleri çok gördüm. Hem de dört davada çıktığım gibi indiğim o merdivenlerde, ben de Türkiye aleyhine satılık gazeteci bir “businessman”ın balonunu, orada patlatmıştım!