Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Toz almak zamanıdır

Vatan · 12 Haziran 2007

Hiç değişmeyen doğrular vardır. Değişmedikleri için sabit ya da stabil, üstelik aksi iddia edilemez gerçeklerdir bunlar. “Dünya değişiyor” saptaması da böyle bir kalıptır. İster yeryüzünü anlayın dünyadan, ister insanlığı, aynı kapıya çıkar: Sürekli devinim halindeki dünyanın değiştiğine kimse itiraz edemez.

Oysa, bizzat değişimi ifade eden bir saptamanın, hiç değişmeyen bir doğru olması ne kadar doğrudur?

Değişmek, aslında değişmemektir desem, acaba yanlış mı olur?

Hayır.

Çünkü ister insanlığı anlayın, ister yeryüzünü; hep aynı, hesaba gelen ve öngörülen eksen çevresinde dönüyor ve değişiyor dünya. Her devinim, her dönüşümü fark etmiyoruz, ancak belirgin sonucu görünce anlıyoruz ki bizim dünya yine değişmiş! Ama gökten zembille inmemiş değişim, neye hazırlandıysa ona dönüşmüş...

Türkiye’nin üç bin kilometre batısındaki Fransa, işte böyle bir evrede. Kabuk değiştiriyor. Aynı yıl cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine giden iki Avrupa ülkesi olarak, daha önce sonuçlanan ötekine yakından bakmamızda, hatta bazı dersler çıkarmamızda yarar var. Elbette Türkiye ve Fransa’nın gerçekleri farklı, sorunları ayrı, derdi de benzemez, dolayısıyla birinin devası, ötekinin olamaz.

Ama dünya değişiyor ya, küresel iletişim yeryüzünün bir ucundaki insanlarla öteki ucundakileri sanal ortamda birleştirirken, dertlerinin pek de farklı olmadığını kanıtlad.

Türkiye’den Fransa’ya, işsizlik en büyük sorun. Reel sektörün kaybı, hantal devlet, dış borç, sosyal sigortalar gibi kamusal kurumların “kara delik”leri, kuşkusuz bambaşka ölçeklerde, ortak ve ana sorunlar. Çin rekabeti, Hint rekabeti, Rus gazı, petrol fiyatları, Fransa’yı da Türkiye gibi vuruyor!

Ve çözüm, yalnız iki ülke açısından değil, tüm dünya açısından küresel ekonomiye ezilmeden uyum sağlamaktan geçiyor. İstesek de istemesek de, liberalleşen bir yerküreyle birlikte dönüyoruz. Türkiye’den Fransa’ya, solun sosyal ve ekonomik kavramları müşteri çekmiyor, raflarda tozlandı, kadük oldular. Özelleştirmeye karşı çıkmak değil, düzgün ve dengeli özelleştirmek gerekiyor. Pazar ekonomisini reddetmek bir işe yaramıyor, çünkü size sormadan alıp başını gidiyor zaten pazar. Devlete yaslanmak, rekabetin dışardan gelmesini önlemiyor, tam tersine hantallaştırıp batırıyor.

Başka bir deyişle, küresel ekonomi seçenek bırakmıyor, hiçbir ülkeye. Küresel ekonomiye alternatif, yeni bir dünya değişimi bile, mecburen küreselin içinden geçecek, belli.

Evet, Sarkozy bir Türkiye düşmanı, benim de işime gelmiyor. Ama dün anlaşıldı ki, siyasal anlamda çok becerikli bir devlet adamı: Gelecek haftadan öteye Fransa parlamentosunun ezici çoğunluğu onun partisi, UMP mavisi. İster yiğidi öldür, ister cüceyi döv; Fransa gibi devletçi, tutucu, sosyal rahatına düşkün bir ülkeyi, hiç alışık olmadığı derecede liberal bir ekonomiye sevkediyor. Üstelik, kendisinin “devrim” dediği bu tam sağa dönüşü, “ulusal birlik” çatısı, yani aşırı sağcılardan sosyalistlere açılan bir söylemle gerçekleştiriyor. Hatta eyleme döküyor: Hükümetinde her partiden bakan var, sendikalarla anlaştı, en sol sendika liderleri bile Sarkozy açılımını (şimdilik) alkışlıyor, iyi mi?

Türkiye’de böyle siyasal açılım gereğini, aslında tüm partiler anladı. Ama AKP yelpazesini ancak mostralık açabilir, çünkü sola dönüşe uygun eksenden başlamadı değişime. DP ve ANAVATAN, sağda birlik projesiyle birlikte battılar. Ama CHP, yelpazesini merkeze açmakta gösterdiği başarıyı söyleme dökerse, hem inandırmak şansı var hem de kazanmak.

Zaman, “ulusal birliği” küresel gerçeklere uyarlayıp ferah tutmak zamanıdır.

Değiştiremeyeceğimiz gerçekler vardır.

Yalnız Türkiye’de değil tüm dünyada. Ya sol, ekonomik kilişelerinin tozunu alacak ya da o klişelerle birlikte tozlu raflara kaldırılacak.