Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Zaferimsi bir yenilgi

Vatan · 19 Haziran 2007

Fransa genel seçimleriyle birlikte, yıpranmış bir aşk hikâyesi de bitti. Herkesin bildiği, ancak “ilgililerin” ağzından duymak istediği haber, dün sabah France Inter radyosunda 07.30’da yayınlandı. Önce derin bir iç çekişi duyuldu, sonra kadının “yıkılmadım, ayaktayım” tınısındaki açıklaması: “Sadece söylemek istiyorum ki, yollarımızı ayırmaya karar verdik. Pek çok çift gibi biz de zorluklar yaşadık. Bu zorlukları seçim sürecinde parantez içine aldık. Çocuklarımı korumak istedim. François’ya kendi yoluna gitmesini önerdim, o da kabul etti. Artık aynı evi paylaşmıyoruz. Duygusal hayatını artık başka yerde yaşayacak. Kendisine mutluluk diliyorum.”

Kadının adı Ségolène Royal, kapıya koyduğu erkeğinki François Hollande’dı. Biri Fransız Sosyalist Parti Cumhurbaşkanı adayı, öteki aynı partinin bir numaralı adamı, genel sekreteri. Üniversite sıralarında başlayan özgür beraberlikleri 30 yıl sonra bitiyor. Dört çocukları var. Otuz yıl, bir ömür demek. Ségolène Royal ve François Hollande, bir ortak ömürü hem özel, hem kamusal yaşamda paylaştılar üstelik. İkisi de birbirini aldattı, doğru. Ama dünya, üçüncü ilişkilere rağmen birbirine âşık çiftlerle dolu. Ségolène François’yı ya da François Ségolène’i aldattı diye bitmedi, kuşkusuz onların da hikâyeleri. İkisi de birbirinin kaçamağını görmezden gelmişti, pek çok kez. Fransızlar dert etmez, “macera” deyip geçtikleri kısa süreli ilişkileri. Başka bir aşk başladığı için bitti, Ségolène ile François’nın ortak tarihi.

Francois Hollande, Sosyalist Parti’yi izleyen Paris Match muhabiri Valérie Trierweiller’e gerçekten âşık oldu. İhanet bağışlanır, ama aşk? Bugün Fransa’da ister yandaş olsun, ister karşıt, istisnasız herkes Ségolène Royal’in olağanüstü karakter gücünü selamlıyor. Meğer bu güzel kadın, cumhurbaşkanlığı seçimlerine yüreği paramparça olurken girmiş. Meğer ağlayası varken, bir omuz gerekirse başını koyacağı, Fransa’nın karşısına baş konulacak omuz olarak çıkmış. İçinde kimbilir ne fırtınalar koparken, durgun sularda yüzüyor gibi yapmakla yetinmiyor, dingin denizler vaadediyormuş halkına...

Fransa genel seçimlerinde, parlamentoda beklenen “mavi tsunami” gerçekleşmedi. Nicolas Sarkozy’nin cumhurbaşkanlığı zaferini partisi UMP, umulan ölçüde tekrarlayamadı. Evet, çoğunluğu aldılar, iktidar oldular. Ama izafi bir çoğunluk, güçlü bir muhalefet çıktı sandıklardan. Fransız halkı, ani bir dönüşle Sarkozy’nin ezici sağ üstünlüğünü, parlamentoda sola bir önceki milletvekili sayısından daha çok kazandırarak dengeledi. Sosyalistlerin bile “çöktü” dediği yerde, Sosyalist Parti ayağa kalktı, dikildi, güçlenmiş olarak çıktı seçimlerden. Partinin başındaki Royal ve Hollande çiftinin birbirini yediği, her kafadan bir sesin çıktığı, “filler” denilen yaşlı sosyalistlerle gençlerin amansız bir bilek güreşine giriştiği partiye, nasıl bu kadar oy verildi, vallahi kendileri bile çözebilmiş değil! Gerçek olan şu ki, gerek sağda, gerek solda Fransız halkı yıpranmış ya da yaşlanmış (yetmişlik) politikacıları tasfiye etti, yeni yüzlere ve (ellilik) gençlere yer açtı. Yeni parlamentoda 108 kadın var ve bu sayı, Fransa için bir rekor. Üstelik sosyalistler, öylesine kemikleşmiş sağ kaleleri düşürdüler ki, bu zaferimsi yenilgiye dair en güzel manşeti Libération gazetesi attı: “Sağ, sıkı bir sol yedi!” Şimdi gözler, Sosyalist Parti’nin başına kimin geçeceği mücadelesinde. Çünkü Ségolène Royal, 30 yıllık eşini sadece evinden değil, parti liderliğinden de kovmaya kararlı. Kadınların en güçlü, en gözü kara ve tehlikeli oldukları zaman, kalpleri kırıldığı zamandır.