Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Hudson derinlikleri

Vatan · 22 Haziran 2007

Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin başbakanı. Başbakan nedir? Bakanların başıdır. Bakan kime denir? Türkiye’nin işini görenlere.

Bu durumda başbakan da, Türkiye’nin tepesine çıkıp dibine bakandır.

Erdoğan, başbakan olarak dibe dair gözlemini, “Derin devlet yok, derin Türkiye var!” diye açıkladı.

Beş yıldır bakıyor, kuşkusuz doğrudur. Doğrudur da...

Sığ da altına bakıp “Ne derin yaram var!” diyebilir icabında.

Başka bir deyişle derinlik, ölçenin yüksekliğiyle doğru orantılıdır.

Başbakan, gazeteci Uğur Dündar’ın sorularına cevap verirken kendi tarassut kulesi ve AKP kalesinin boyuna göre derin bir Türkiye’den söz ediyor.

Oysa ne Türkiye derin ne de derinlik Türkiye.

Eğer kastedilen kökse, Türkiye’nin derinliği, Anadolu’nun şehre göçtükten sonra bile geleneklere bağlı, törelere tutsak, mümin ve muhafazakâr toplumsalıdır. Ve gerek Erdoğan, gerekse AKP bizzat bu derinliğin zirvesidir. Ahmet İnsel haklı: “Bu tanımı kullanmak, Başbakan’ın cehaletidir, kafa karışıklığının göstergesidir.”

Neden mi?

Çünkü Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi tabanından şikâyetidir, şahsının ve partisinin önünü kesmeye çalışan “Derin Türkiye” yakınması.

Derin Türkiye’de, her 345 kişiye bir cami, her 60 bin kişiye 1 hastane düşmektedir.

Derin Türkiye’de 67 bin okula karşın 77 bin cami vardır.

Okullarda Eğitim-Sen’e göre 200 bin, hükümete kalırsa 96 bin öğretmen açığı bulunmaktadır.

Derin Türkiye’de 1220 hastane sadece 189 bin hastaya yatak sunarken, 77 bin camide aynı anda 26 milyon kişi namaz kılabilmektedir.

Önümüzdeki iki yıl içinde kurulması planlanan hastane ve sağlık ocağı sayısı 40, inşaatı sürmekte olan camii sayısı 1340’tır.

Derin Türkiye’de 87 bin devlet maaşlı din görevlisine karşın 77 bin 344 doktor vardır.

Derin Türkiye’de, sadece 13 ilde devlet tiyatrosu vardır. Diyanete bağlı Kur’an Kursu sayısı ise 82 ilde mevcutlu olup 3 bin 852’dir.

AKP’nin inayetiyle ceza dışı kalan “izinsiz” Kur’an kurslarının binleri de bu hesabın dışındadır.

Toplumsalda böylesine derin bir entelektüel birikimin bilançosu da karşımıza bilimsel devrimler, teknolojik buluşlar olarak çıkmamaktadır.

Allah’ın her mübarek günü, terör ve töre cinayetleri, karı kız doğrama cinnetleri, kıyıda çayırda mangalcılar, yollarda hatalı sollamalar, şehirlerde belediyeci dallamalar, hatta meclisteki yumrukçu magandalar vb. nezdinde tezahür etmektedir, bittabi.

Ve bizzat kendisi başta, onda dokuzu imam bir “Derin Türkiye” hükümetinin başı, içinden çıktığı ve sırtında taşıdığı posttan şikâyetçidir ha?

Yok canım.

Başbakan’ın dediği gibi derin devlet yok, derin Türkiye varsa, o derinliğe cehalet sığlığı denir.

Böylesine sığlıkta, devlet bile yüzdürülmez, ama bir karış suda boğulabilir!

Eğer yasal yetkilerini aşarak devletten çok devletçilik yapan gizli güçlere deniliyorsa “derin devlet”, Türkiye’nin halen topyekûn karaya vurduğu sığlıkta, böylesi bir derinliği sınırların içinden çok, dışında aramak gerekir. Örneğin Hudson’da.

Hudson’daki toplantıda, dikkatinizi çekerim ki Türkiye’nin herhangi bir devlet adamı üzerinden değil, Anayasa Mahkemesi eski başkanı, önünde saygıyla eğildiğim bir devlet kadını Tülay Tuğcu’nun sırtından bir felaket senaryosu yazılmıştır.

Türkiye’nin Kuzey Irak’a müdahalesine başbakan, bakan, genel kurmay başkanı, muhalefet lideri ya da hatta meclis başkanına yönelik bir olası suikastın yetmeyeceği mi düşünülmüştür, yoksa illa ki bir kadın, tercihan da laik bir kadın kurban mı gerekmektedir?

Bu sorunun cevabını ve Hudson’daki iğrenç senaryonun “neye” yazıldığını bulduğumuz an, kimi “Türkiyelilerin” hangi devlet için, ne derinlere daldığını da öğreneceğiz.