Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Kuyruk acısı

Vatan · 26 Haziran 2007

Fransa cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasındaydı. Üç önemli adaydan ikisi Sarkozy ve Bayrou, Türkiye’nin AB üyeliğine kim daha karşı diye yarışıyor, ancak söylemleri muhalefeti aşan bir Türkiye nefreti de içeriyordu.

TV5Monde, aralarında bulunduğum birkaç gazeteciyi François Bayrou’nun katılacağı programı izlemeye davet etti. Çekim sonrası verilecek davette, Bayrou ile özel sohbet edebilecektik.

Programda Fransa dışında yaşayan Fransız seçmenlere hitap eden merkez sağ adayı Bayrou, “Bir amcam Kanadalıdır” diyerek Kanada’ya, “iki teyzem Senegal’de uzun yıllar hayır işleri yaptı” diye Afrika’ya, “büyük babam Çin doğumludur, ailemin seksen yıllık bir Çin geçmişi var” diye de Çin’e selam çaktı. Rusya’yı, Almanya’yı da unutmadı. Eğer doğruysa, adamın dünyaya yayılmış ataları vardı.

Düşündüm ki bu kadar evrenselleşmiş köklü bir ailede, mutlaka bizim ellere düşen biri de vardır ve Bayrou’nun Türkiye kini, büyük olasılıkla işte o kişiyle ilgili bir “kuyruk acısı”ndan kaynaklanmaktadır.

Bayrou ailesinden bir Fransız kuyruğu ne zaman kaptırmış olabilirdi Türklere? Hızlı bir eleme hesabıyla, en yüksek olasılığı Çanakkale savaşlarına verdim.

Ve programı bitiren politikacı, daha resepsiyon salonuna doğru merdivenleri inerken atladım üstüne: “Mösyö Bayrou, ailenizde Çanakkale’de savaşmış biri de var mıydı?”

Çevremize toplanan gazeteciler soluklarını tuttu, bir an sessizlik oldu ve cevap duyuldu: “Evet, var! Büyük amcalarımdan biri Çanakkale’de savaştı, yaralandı, gazlandı, ömür boyu sakat kaldı!”

Adı neydi?

Jean Bayrou!

“Türkiye nefretinizde amca anılarının etkisi olabilir mi Mösyö Bayrou?”

Ortalık karıştı. Her kafadan bir ses çıkıyor, kimi meslektaşlarım “Mine, nereden bildin?” diye şaşırırken, içten içe eğlenen TV5Monde yapımcıları da konuğu uzaklaştırarak “zor soru”dan kurtarmaya çalışıyorlardı. François Bayrou, soruyu tabii ki yanıtlamadı. Zaten acelesi vardı, başka kimseyle konuşmadan çıkıp gitti resepsiyondan.

Le Monde Gazetesi’nin Almanya temsilcisi George Marion, kolumu tutup kulağıma eğildi: “Çanakkale’de gaz kullanılmış mıydı? Hiç sanmıyorum!” Ben de sanmıyordum, ama Çanakkale Savaşı uzmanı Gürsel Göncü arkadaşıma sorabilirdim. François Bayrou, bunca gazetecinin ortasında Çanakkale’de savaşmış bir büyük amca hikâyesi uyduramazdı. Ama cumhurbaşkanı seçilirse, Çanakkale gazisi amcası ve sahte gazlanması, Fransız basını için de ilginç bir yazı konusu olurdu.

Vatan Ekleri Yönetmeni ve Şahin Aldoğan’la birlikte “Siperin Ardı Vatan” (MB yayınları, 2004) yazarı Gürsel Göncü, kuşkularımızı doğruladı. Çanakkale’de gaz türü kimyasal silah kullanılmamıştı. Ama François Bayrou cumhurbaşkanı seçilmedi. Dolayısıyla haberin değeri kalmadı.

Ne var ki o gün bugündür, cumhurbaşkanlığı yarışını kazanan öteki Türkiye düşmanı, Nicolas Sarkozy’nin de Türklerden yana bir “kuyruk acısı” olduğuna eminim.

Harıl harıl aradım, sayfalarca tarih taradım ve nihayet, bulduğumu sanıyorum.

Önümüzdeki günlerde, Nicolas Sarkozy’nin Türkiye karşıtlığının genetik boyutunu bu sütuna yatıracağım, ey okur!

Ama daha önce, bir gerçeği vurgulamak istiyorum: Bugün Türkiye’nin üyeliğini geciktirmek için açılmayan başlıklar, sadece Fransa’nın marifeti değil, Nicolas Sarkozy’yi koç başı olarak kullanan başta Almanya tüm AB üyelerinin ortak iradesidir. Sözde Türkiye yandaşı ülkeler, niçin Erdoğan hükümetini desteklemektedir, biliyor musunuz? Bir süre sonra Türkiye’nin üyelik sürecini, “İslamcı rejim!” gerekçesiyle durdurabilmek için. Umarım durduramazlar.

Çünkü 21. yüzyılın sonuna, ne Türkiye’yi üye almayan bir AB kalır, ne de AB’ye üye olamayan bir Türkiye. İkisinin de “parlak” geleceği, ancak bütünmeşmektir. Yoksa içe dönük, kısır bir karanlık.