Olabilirin peygamberi
Vatan · 6 Temmuz 2007
İklimsel ısınmanın sonucu çevre felaketleri, fosil kaynaklı yenilenmez yakıt (petrol) üretimine dair bilinmezliklerle birlikte artıyor. Dünya, çifter iki sorunla karşı karşıya: Çevreye zarar vermeden enerji istikrarı nasıl sağlanır? Gelişmiş ülkelerin yenilenmez yakıt tüketimleri nasıl azaltılır ve aynı zamanda yoksul ülkelerin refah istemleri nasıl karşılanır?
Brezilya’nın ‘yeşilyakıt programı’, işte bu ulusal ve küresel çapta sorunlara umut veren bir çözüm öneriyor. Bizler, ülkemizde benzine yüzde 25 oranda şeker kökenli etanol ekleyerek ya da ‘flex-fuel’ dediğimiz motorlarda doğrudan saf alkol yakarak, petrol tüketimini yüzde 40 azaltmayı başardık. Ve böylece Brezilya, 2003 yılından beri çevreye 120 milyon ton daha az karbon gazı saldı.
Ama doğal yakıt üretim potansiyeli, yenilenebilir ve temiz enerji hedefini de aşıyor: Şekerden elde edilen etanol alkol sanayii, Brezilya’da doğrudan 1,5 milyon, dolaylı 4,5 milyon istihdam yarattı. Deneme aşamasındaki ‘yeşildizel’ (biodiesel) programı çerçevesinde, şimdiden 250 bin kişi iş buldu. Özellikle yarı kıraç bölgelerdeki yoksul köylüler, ‘yeşildizel’ üretimiyle hem gelire kavuşuyor, hem de toprağa bağlanıyor.
Bu programlar, köyden kente kontrolsüz göçü ve felakete varan sonuçlarını azaltıyor. Nedir bu sonuçlar? Büyük kentlerin varoşlarla şişmesi ve göçmenlerin marjinalleşmesi.
Bazılarının ileri sürdüğünün tersine, ‘yeşilyakıt’lar gıda güvenliğini tehdit etmiyor: Üretimleri, Brezilya’daki verimli toprakların sadece yüzde 2’sini işgal ediyor. Oysa, yeşilyakıt için ekilen şeker kamışı, mera niteliğini kaybetmiş otlakları, verimsiz ya da düpedüz tarıma elverişsiz pek çok alanı kazanmamızı sağladı. Örneğin, Amazon ormanlarına yakın mesafeye şeker kamışı ekilemiyor, çünkü toprak şeker kamışına uygun değil. Dolayısıyla yeşilyakıt üretimi, yeşil alanları tehdit de etmiyor.
Zaten bu programlar, Amazon ormanlarını koruma projesiyle birlikte yürütülüyor. 20 milyon hektarlık bir ‘koruma alanı’ açtık ve orman köylüsüne ağaç kesip tarla açarak değil, değerli tahta, bitki ve odundan daha çok gelir elde edebileceği uzun vadeli toprak kullanım kontratları dağıttık. Bu açılım, yalnızca son üç yılda orman katliamını yüzde 50 oranında azalttı. Köylü, yaşayan ormandan daha fazla para kazanacağını idrak ettikçe, koruma oranı yükseliyor.
Benzeri devlet kontratları, yeşilyakıt için de yapıyoruz. Bu sayede yeşilyakıt üretim zincirinin her halkasında çevre, toplum ve çalışma koşullarına yasal açıdan uygunluk sağlıyoruz.
Brezilya’nın yeşilyakıt programları, gücünü tam da buradan alıyor: Ülkenin istikrarlı gelişmesini, ekonomik, sosyal ve çevreci kriterlerin merkezine alan, çevreyle uyumlu bir strateji politikasının parçalarını oluşturuyorlar...
Bizler Türkiye’yi borçlandırarak “büyüten” ve kaidesini “sıcak para” üstüne oturtan AKP iktidarının seçim meydanlarında daha çok borç, daha sıcak para vaatlerini “Büyük Türkiye” diye yutaduralım... Dünyanın öteki ucunda, 8,5 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ve 190 milyon nüfusuyla gerçek bir dev, Brezilya, yüzyıldır “sağ”ın beceremediği kalkınmayı “sosyal demokrat” bir iktidarla gerçekleştiriyor, sayın seyirciler.
Ve yukarıdaki sözlerin sahibi, dün Brüksel’de AB’ye “Brezilya mucizesi”ni anlatmaya gelen Luiz Inàcio Lula da Silva’dır. Lula’ya “olabilirin peygamberi” diyor Avrupalılar.
Lula, sosyalist bir sendika başkanıydı. Küresel gerçeklere göre değişti ve gerek partisinin, gerekse ülkesinin rotasını “sosyal demokrasi”ye doğru değiştirdi.
Değişmek için önce bir “şey” olmaya ihtiyaç var. Dönmek içinse, sadece kendi ekseninde tur atmaya. Dolayısıyla bizim ellerde “değiştim” diyenler, aslında dönekler.
Döneklerle de varıla varıla, borç büyütmeye, sıcak para oturtmaya varılıyor ancak. Çünkü değişmeye mahal yok. Şişirilmiş egolar ancak dönebiliyor. Ve Türkiye, fasit döneklerin çevresinde döne döne “geleceğini” arıyor. Hâlâ.