Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Çekik gözlü emperyalizm

Vatan · 9 Temmuz 2007

Jean Luc Greau, yakın zamana kadar Fransa’nın TÜSİAD’ı MEDEF’in merkez yönetiminde yer alan bir iktisatçı. 2004 yılında patronlar kulübünden ayrıldı ve “Kapitalizmin Geleceği” isimli kitabıyla başlayarak, artık serbest değil, sınırlı piyasayı ve korumacı ekonomiyi savunuyor.

Jean Luc Greau, dünya ekonomisini ilgilendiren en çetin konu olmasına karşın en az tartışılan “küresel ticareti daha dengeli düzenlemek için korumacı önlemler almak gerekir mi, gerekmez mi?” sorusuna, Libération Gazetesi aracılığıyla verdiği cevapta, düşündürücü bir analiz yapıyor.

Fransız iktisatçıya göre, serbest piyasa ekonomisi, serbest rekabet kurallarına dayalı olduğu ölçüde sağlıklı bir sistem. Oysa halen küresel ekonomide, serbest piyasa kuralları, serbest olmayan rekabete rağmen uygulanıyor. “Çünkü” diyor, Jean Luc Greau: “Dünyadaki ekonomik büyüme, halen önemli ölçüde Çin ve Hindistan tarafından sağlanıyor. Kapitalist sistemin yaygınlaşması, iki ülkenin uzmanlık ve birikim kazanmasını sağladı. Çin ve Hindistan’ın gelişme sürecinde elbetteki bölgeye yatırım yapan çok uluslu şirketlerin belirleyici etkisi var. Zaten böyle de olmalı, sorun bu değil. Sorun, bu ülkelerin gelişme modeli olarak devasa iç talebi, yani belli ölçüde bir sosyal gelişmeyi hiçe sayarak ihracat artırımını seçmiş olmaları. Bana kalırsa Çin, emperyalist bir ekonomi politikası izliyor. Çin yönetiminin üç temel kararı, emperyalist ekonominin kanıtı: Devlet, kamu parasıyla devasa anonim şirketler kuruyor. Devletin sınırsız döviz rezervinin bir bölümünü, batılı borsalarda kullanma kararı aldı. Son olarak da ulusal sanayiini korumak için bazı ithal maddelerin gümrük vergisini yüzde 30 oranında artırdı. Bu süreçte, serbest piyasa ekonomisini kurallarına göre uygulayan batı ekonomileri savunmasız kaldı. Halen Çin, Avrupa’ya 3 satıyor, 1 alıyor. ABD’ye 6 satıyor, 1 alıyor. Çin’le ticari ilişkilerimizde serbest piyasanın varsayılan yararı bize dokunmuyor. Böyle devam edemez. Korumacı ekonomiye dönüş (proteksiyonizm) kaçınılmaz. Asıl tehlike zaman kaybetmek, Avrupa’daki sanayi istihdamı tamamen çökene kadar beklemektir” diyor.

Görüşünde eğer haklıysa, Çin ve Hindistan gibi ülkeler hakkındaki “ekonomileri gelişince ücretleri ve maliyetleri de artar” iyimserliğine de katılmıyor, Greau. İki ülkenin devasa nüfuslarını, “ucuz iş gücü” için baskı aracı olarak kullandığını, ücret ve maliyetlerin dengelenmesinin 25 yılı alacağını, o zamana kadar da Avrupa’nın bir “sanayi çölüne” dönüşeceğini ileri sürüyor.

Haksız bir rekabete karşı, özelinde AB ekonomisini korumak için önerdiği çözüm: Bugün ticaret bedelinin yüzde 2’sini oluşturan gümrük vergisini, ama sadece maliyet bedelinin dengesiz farklar oluşturduğu ülkelerden yapılan ithalata yönelik olarak artırmak. Çin, bir sanayi ithalat malına yüzde 30 mu gümrük alıyor? Aynı oranı Avrupa’nın ithal ettiği Çin malına uygulamak örneğin.

Jean Luc Greau, böyle bir gümrük vergisinin ilgili ülkeyi de iş gücünün sosyal haklarını ve ücretini iyileştirmeye zorlayacağını düşünüyor.

Korumacı ekonominin kriz ve savaşlara yol açtığı ön yargılarına ise, 1930’larda alınan “proteksiyonist” önlemlerin kriz yaratmadığını, kriz olduğu için önlem alındığını, ama çok geç kalındığını belirtiyor. Ve daha da ileri gidiyor, eğer bugün bu önlemler alınmazsa, kapalı sistemi savunan milliyetçiliğin yayılacağını ve küresel ekonominin de sonu olacağını savunuyor.

Greau’nun tespitleri, bilmiyorum Türkiye’nin derdi mi? Ama tesis satarak yüzde 6 büyüttük dedikleri ekonomide, dış borcun dörde katlandığını ve istihdamın, üretimin, hatta sanal olmayan ticaretin yerlerde süründüğüne bakarak, yazayım dedim. Belki birileri, Haydarpaşa’ya indirilen her Çin konteynerine, Türkiye’de kapanan bir kepenk sesinin eşlik ettiğini düşünüyordur, benim gibi.