Türkiye’nin en tuhaf mahluku
Vatan · 16 Temmuz 2007
Çekirge gibisin kardeşim,
Arsız bir yağmacılık içindesin çekirge gibi.
Karga gibisin kardeşim,
karganın nankör oburluğu içindesin.
Safra gibisin kardeşim,
safra gibi yakıcı, öğütücü.
Ve dipsiz bir asit çukuru gibi korkunçsun,
kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
on milyonlarsın maalesef.
Çakal gibisin kardeşim,
Goygoycu çoban kaldırınca malı
sürüye katılıverirsin
anında ve doymayan bir iştahla,
koşarsın talana.
Türkiye’nin en tuhaf mahlukusun yani,
hani elma içre olup
elmayı bilmeyen kurtçuktan da tuhaf.
Ve bu ülkede,
bu yağma
senin sayende.
Ve susuzsak, yanıyorsak, kavruluyorsak eğer
ve hâlâ umut yeşertmek için kanımızı veriyorsak
suç senin,
-demeye dilim varmıyor ama-
kabahatin özü senin,
canım kardeşim.
Bu şiirin eşsiz aslını, Nazım Hikmet “Dünyanın En Tuhaf Mahluku” başlığıyla 1947 yılında yazdı.
1947 yılında, gümüş 50 kuruşlar basıldı. Gecekondu deyimi, ilk kez kullanıldı. Türkiye IMF’ye katıldı. ABD Başkanı Truman, ABD Senatosu’ndan Türkiye ve Yunanistan’a yardım olarak 400 milyon dolar istedi. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, British United Press ajansının “Türkiye herhangi bir yabancı devlete Boğazlar’da üs vermeye hazır mı?” sorusunu, “Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğine dokunan hiçbir tasarruf söz konusu olamaz,” diye yanıtladı. İnönü, Trabzon’da CHP ve DP merkezlerini ziyaret etti. Sovyet Delegesi Vişinski, BM Genel Kurulunda Kars ve Ardahan’ı SSCB’ye istedi. Cevap İnönü’nün TBMM’yi açış konuşmasıyla geldi: “Yurdumuzun bütünlüğüne ve haklarımıza karşı herhangi bir tecavüz emeli beslenmesine asla müsaade etmeyeceğiz.”
2007 yılında Türkiye, hiçbir dış odağın tecavüzüne gerek kalmadan, kendi icabına baktı. Gecekonan kentlerle suyunu tüketti. Denizlerini kirletti. Balıklarını zehirledi. Tarımını infaz etti.
Ulusal ne varsa sattı. Ormanlarını yaktı ve yakıyor. Yakıldığı için orman vasfını kaybeden arazilerin birilerine daireler olarak döndüğü anlaşılıyor. Peki, ormansızlık bakanının 650 adet olduğu iddia edilen daireleri acaba 10 yıl sonra hangi manzaraya bakacak? B.k deryasına mı, beton ormanlarına mı, yoksa Boğazlar’a demirli işgal filolarına mı?
Ve Nazım Hikmet, 1947 değil de 2007 Türkiye’sini görseydi, bu kardeşler için şiir yazar, çile çeker, hapis yatar mıydı?