Gerçekten kaybettik mi?
Vatan · 26 Temmuz 2007
“Oturdum o eski kahvede hani çayı buz gibi içerdik
ama yine giderdik tentesi de yırtılmış bahçenin
taburelerin mavi boya zamanı hâlâ o teneke lavabo
saffet abi biraz daha yaşlı aradım bi kaç yüz tanıdık yok eskilerden kimse belki bi daha bulamam diye aşırdım bir çay bardağı mutlak değmiştir dudağın affet beni affet saffet abi”
Nerhan HEPSEN
İnsan, “yarın” kavramı olan tek yaratık. Hepimizin yarınlara ilişkin hayalleri var. Ama bu hayallerin çapını, niteliğini kendi çapımız, kendi niteliğimiz belirliyor. Başka bir deyişle hayallerimizin ölçüsü, bizim varoluş ölçülerimiz.
İşte 22 Temmuz seçim sonuçlarını öngörmekte yanılan ve uğradığımız ağır yenilgi, belki yenilgiden de beter bir umutsuzluğa dönüşen bizler, varoluş ölçülerimizin toplumla uyumsuzluğunu ödüyoruz.
Türkiye’de halk çoğunluğuyla, aynı değerleri, aynı ölçüleri paylaştığımızı sanırmışız. Dolayısıyla, geleceğe dair, aynı olmasa bile benzeri hayaller kurduğumuzu, meğer...
Oysa her yüz kişiden sekseni, gelecekten çok başka istemler içinde, çok farklı hayaller kuruyormuş.
Halkoyu kararını açıkladı ve Türkiye’nin yarısı, yarın nasıl bir Türkiye’de yaşamak hayalini kuruyorsa, AKP’ye o hayalleri gerçekleştirmek görevini verdi.
AKP’nin oyların yarısını alması, oy dağılımında zenginle yoksulu, aydınla cahili buluşturması, gerçek bir “halk partisi” olduğu anlamına gelir. Bazıları buna merkez diyor.
Peki halkın ölçülerini paylaşmadığı için bambaşka değerlere göre hareket edeceğini sanıp yanılan öteki yarının azınlıkları, muhalifler, seçimleri kaybettik tamam, ama Türkiye’ye ne kaybettirdik?
Hiç bir değer kaybettirmedik Türkiye’ye, tam tersine kazandırdık.
AKP, muhalefet sayesinde hedef kitlesini genişletmek ihtiyacını duymuş, muhalefet sayesinde sivriliklerini yuvarlamak zorunda kalmış, onların direnmesi sonucu sağdan merkeze kaymış ve oturmuştur.
Demokrasi de böyle bir şeydir. Birbirine çarparak ufalanıp yuvarlanan çakıl taşları gibi, siyasal güç dengeleri içinde törpülenir sivrilikler, dar açılar genişler.
Türk seçmeninin tabanı ve tavanı çağdaş ülkelerden çok daha sert çizgi, gelir ve kültür farklılıkları taşıyor. Bu tavan ve taban AKP’de buluştu, merkezi oluşturdu. Ama bu büyük buluşma, AKP’nin merkeze kayacak biçimde yuvarlanması, törpülenmesi sayesinde gerçekleşti.
Bu seçimlerden öteye “merkez parti” dediğimiz her kesimden toplum temsiliyeti, AKP’nin mostralık vitrinini aşmış, oy deposuna taşmıştır.
AKP’yi merkeze açılmaya zorlayan da muhalefettir.
Eğer AKP merkeze ihanet etmez ve kazandığı çoğunluktan başı dönüp “ben yaparım olur” şımarıklığına düşmezse, Türkiye’de demokrasi kazanır.
İşte benim bu noktada kaygılarım, kuşkularım, hatta umutsuzluğum var. Fakat yine hata yapmak ve ne aynı ölçüleri, ne aynı değerleri taşıdığım bir halk çoğunluğunun iktidarına, peşin hükümlü yaklaşmak istemiyorum.
Hep birlikte yaşayıp, göreceğiz zaten. Aceleye gerek yok.
Susmak ve düşünmek istiyorum. Siyaseten tatile çıkıyorum. Ve siz vefalı okurlarımın kafasını da bir süre politikadan uzak insan öyküleriyle dinlendirmeye çalışacağım.
Affedin beni, Saffet abiler.