Zamanın dışında
Vatan · 27 Temmuz 2007
Kitap vardır, yayıncılar tarafından kabul görmez, derken biri basar; efsane olup çıkar. Jack London ilk kitabını elliye yakın yayınevine gönderdiğini ve hepsi tarafından reddedildiğini anlatır.
Resimde de durum farklı değildir. Vincent Van Gogh’un yaşarken tek birini satamadığı, yani kimsenin beğenmediği tabloları bugün ‘şaheser’ diye nitelenmekte, her biri bir fabrika fiyatına alıcı bulmaktadır. Gençliğini ‘sanat sanat için midir, yoksa toplum için mi?’ gibi saçma sapan tartışmalarla geçiren biri olarak; insanoğlunun doğası gereği tutucu ve alışkanlıklara ters düşen yeniliklerden hoşlanmadığını kavramak için epeyce fırın ekmek yemem gerekti. Ama artık, sanata yeni bir soluk üfleyen yaratıcıların, yaşadıkları zaman kesitinin dışına düştükleri için tepkiyle karşılandığını ve öncülük ederek büyük olduklarını biliyorum.
William Klein, dünyanın en ünlü elli fotoğrafçısından biri. NEW YORK adlı fotoğraf albümü ise, bir efsane. William Klein, 1954-55 yılları arasında birkaç aylık çalışmanın sonucu olan bu albümü hazırladığında foğrafları, grafik eserleri ile tanınan, Daily News Gazetesi’nin yanı sıra, Vogue gibi prestij sahibi bir derginin ünü kanıtlanmış fotoğrafçısıydı. Ancak Klein’a dünya çapında şöhret sağlayan ‘New York’ kitabı, tüm Amerikan yayınevleri tarafından reddedildi. İlk kez Paris’te, ardından İngiltere ve İtalya’da basıldı, zamanla tükenen bu baskılar birer koleksiyon parçası haline geldi, ‘nadir kitaplar’ listesinde yer aldı. William Klein, anılarında kitabı karıştıran Amerikan yayımcıların: “Bööğ! Bu pislik ‘New York’ olamaz,” dediklerini anlatıyor. Oysa kırk yıl sonra aynı kitap, San Francisco Modern Sanat Müzesi’nde sergi konusu olurken; New York’un yeni baskısı, altı Avrupalı, Japon ve Amerikalı yayımcının ortak sermayesiyle gerçekleştirilebildi!
William Klein, fotoğraflarından mizanpajına her şeyini kendi düzenlediği bu albümde, zamanın tüm imge kavramlarını altüst eden yepyeni bir anlayış geliştirmişti. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Paris’e yerleşip Sorbonne’da bir yıl okuyan ve Fernand Leger’in öğrencisi olan Klein’ın ressamlık geçmişi vardır. Kara mizah ile anlamsızı birleştiren ‘Dadaist’ bir yaklaşım izledi New York’u fotoğraflarken. Kendilerini dünyanın efendisi sanan New York’luları, sömürgeci antropologların Masai kabilesini fotoğrafladıkları gibi resimledi.
Bir düğünü protesto gösterisi gibi, protesto yürüyüşünü aile fotografı gibi çekti. Siyahı, beyazı, Çinli’si Japonu’yla, her hal ve durumda insanlardan oluşuyordu New York. Harlem’e özel bir yer ayırmıştı. Oysa Harlem, beyaz New York’lular için Ruanda kadar korkutucu ve uzak bir toprak parçası sayılıyordu. William Klein, Harlem’e dalma cesaretini Paris’ten yeni dönen ’yabancı’olarak gösterdi zaten. Eşiyle Fransızca konuşurlardı ve bir gün, Paris kültürüne canını borçlandı!
Karısıyla girdiği bir Harlem barında, beyaz oldukları için önce sözle taciz edildiler. Söz eyleme dönüşmek üzereydi ki, onların aralarında Fransızca konuştuğunu duyan bir bar müşterisi, saldırgınları: “Beyaz değil bunlar, Fransız!” diye sakinleştirdi. William Klein, işte Fransız’ı ‘beyaz’ saymayan bu insanları fotoğrafladı.
Öylesine öngörülüydü ki; en iyinin en kötü, en büyüğün en küçük, en çirkininin en güzel ve en varsılın en yoksulla buluştuğu dünyanın aynası New York, Klein’ın tuttuğu aynada kendisini ancak kırk yıl sonra tanıyabildi. Yaratıcılık, bazen olanı var etmekten geçiyor.