İnsanlar okudukça
Vatan · 1 Ağustos 2007
Paris’in Rennes Caddesi. İnsan yaratıcılığına dair ne varsa okumak, görmek ve dinlemek vurgunlarının uğramadan geçmediği adres, FNAC. Dev bir kültürevi olarak tanımlanabilir.
Binlerce yazılı, görsel ve dinleti ürünün sergilenip satıldığı kat kata mekânda, insanlar birbirinin üstünden “Adam”ı görmeye çalışıyorlardı. Adam, seksen yedi yaşında ince uzun bir abideydi. (Henüz) yaşayan efsane Arthur Miller’dı. Fransa başkentinde bir oyunu sergileniyordu: “Mr. Peters’in Şaşkınlığı”. Mr. Peters, tıpkı yaratıcı Arthur Miller gibi ömrünün batımında bir âdem. Caz konseri verilen bir büyük salonun labirentinde, yaşamından geçen canlılar ve ölülerle karşılaşıyordu. Belli ki son perdeden önce, kendisiyle hesaplaşıyordu.
Arthur Miller’in gazetecilerden arta kalan çevresini saran okurları yerin dibine batıyor, benim içimden: “Seninkini” diye bağırmak geçiyordu avaz avaz; ama o güzel adamın, ‘Salem’in büyücüsü’, Misfits’in vahşi atı, ‘Köprüden Görünüş’ün gözleri yaşardı birden, ağlamaya başladı koca Arhur Miller. Sesi çıktığında bir çocuğun çaresiz tazeliğinde, “Bunu bana niye soruyorsunuz?” diyebildi. “Karım henüz yanı başımda, her gün omzumda!”
Yerinden sendeleyerek kalktı, artık hıçkırarak ağlıyordu. Yetişen organizatörler bir süre bir odada dinlendirdiler maestroyu. Sonra çıkıp gitti, Paris’in alacakaranlığında kayboldu Arthur Miller. İmza bitmişti. Kitaplar bekleyebilirdi. Ama ölüm... Inge Morath dünya fotograf sanatının en büyüklerindendi.
Frankfurt Kitap Fuarı’nı geziyordum ertesi gün. Ufak bir kent kadar büyük alanda dikiliyordu yüz binlerce kitap. Kitap. Kitap. Üstüme üstüme geliyorlar, değmeden eziyordu tarih öncesi yazıtlar gibi yükselen kitap duvarları. Ne kadar çok yazıyor insanlar, ne kadar çok okuyorlar. Yazmak mı ölüme meydan okumak, yoksa okumak mı? Bilmiyorum. Arthur Miller’le birlikte gezdim o gün, gelecek tarihin yazıtlarını, o bilmiyordu ama yanıbaşımda, omzumda hıçkırıkları.
Onu kitapların arasında dolaşırken hayal ettim. Acaba ezilir miydi? Benim kadar? O kitaplardan bir tahtın üstüne kurulacak kadar çok ve güzel yazdı. Acaba en sevdiğini, Inge’sini alıp giden ölüm, kendisini unutacak mıydı?
Hayır, ölüm gecikir ama asla unutmaz, kimseyi. Hiç kimseyi. Arthur Miller’ı da çok sevdiği eşinden yalnızca üç yıl için ayırdı. 2005 yılında 89 yaşında, dünya onu kaybetti, o Inge’sine kavuştu.