Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Acıkana elmas, susayana kömür

Vatan · 6 Ağustos 2007

Şarbon hastalığını, antraks basilinin uğursuz beyaz tozları yayar. Şarbon, Fransızca’da kömür demek. Hastalığa yakalanan canlıların cildinde ve özellikle dillerinde kömür karası lekeler oluşur, adı buradan gelir.

Sıkıştırılmış kömürden ibaret elmaslar da bazen uğursuzluk taşırlar. Hele bir elmas var ki, tek başına bir katliam tarihçesi taşıyor. Üstelik hâlâ yaşıyor, ama bir müzede hapis ve adı, tüm yaptıklarıyla alay eder gibi ‘Hope’, yani ‘umut’ diye anılıyor.

Dünyanın en değerli ve en büyük mavi elması olarak bilinen Hope, 1600’lü yıllarda Hindistan’daki Tanrıça Shiva heykelinden çalındığında, tam 112 kırat ağırlığındaydı. Gezgin ve değerli taş tüccarı Jean Baptiste Tavernier tarafından Fransa’ya getirildi ve Kral 14. Louis tarafından, Altın Post isimli efsanevi bir kolyeye monte ettirildi ve ne gariptir ki uğursuzluk mekanizması, çalınmasından yüz yıl sonra üçüncü sahibinde işlemeye başladı.

Mavi Elmas’ın varisleri 16. Louis ile Kraliçe Marie Antoinette’in kelleleri kesildi. Sahipsiz kalan Altın Post kolyesi, saklandığı kasadan 1792 yılında çalındı. Arada başka kurbanları oldu mu bilinmiyor, elmas 19. yüzyılda İngiltere’de yeniden ortaya çıktı.

Bu kez, kendisini Amsterdamlı bir elmasçı olan babasından çalan Hendriks Fals’ın malıydı. Fals, taşı çaldıktan birkaç ay sonra intihar etti. 1901 yılında, Henry Philip Hope’un koleksiyonuna dahil oldu ve şimdiki adını adlı. Nedense, Mr.Hope’a bir şey olmadı. Ama bir sonraki sahibi Fransız Jacques Calot da, elması satın aldıktan hemen sonra intihar etti.

Dünya bir de baktı ki, ünlü elmas bu kez bir Folies Bergeres dansözü, Matmazel Landre’nin boynunda sallanıyor. Paha biçilemeyen mücevheri bir Rus prensinden armağan alan güzel dansöz, pek fazla takamadı. Kıskanç bir âşık tarafından öldürüldü ve Hope elması, yeniden ortaya çıktığında, sıkı durun, bizim Abdülhamit’in malıydı!

Eşsiz ve uğursuz taşı Osmanlı Sultanı’na satan Rum kuyumcu, bir kazaya kurban gitti ve Abdülhamit, 1909 yılında saltanatından oldu.

Mavi Elmas Hope, elden ele geçerken her yeni sahibi tarafından yeniden tıraşlandığı için midir, yoksa uğursuzluk yapa yapa eridiği için mi bilinmez, Abdülhamit’ten sonra Mrs. Walsh Mc Lean’in malı olarak ortaya çıktığında yalnızca 45 kırat çekiyordu. Ağırlığının yarısından fazlasını yitirmişti.

Ama kesimi muhteşem ve ışığı hâlâ benzersizdi. Bir altın arayıcısının kızı ve varsıl bir işadamının eşi olan Walsh Mc Lean, elması dünyanın en ünlü mücevhercisi Pierre Cartier’den 1912 yılında satın almıştı. Taşın efsanesini bilen Mc Lean, büyüsünü bozmak için başpapaz Russel’i çağırttı ve kutsama ayini yaptırdı. Elmasın gerçek sahibesi Tanrıça Shiva, son tepkisini işte bu ayin hazırlığı sırasında gösterdi: Papaz Russel, şeytan kovucu alet edavatını hazırlarken gök gürledi, müthiş şimşekler çaktı, bütün Mc Lean malikânesi sallandı, ama sonuçta bir felaket olmadı ve ayin yapıldı. Mavi Elmas’ın uğursuzluğu uçup gitmiş olacak ki, halen Washington’daki Smithsonian Institution Müzesi’nde sergileniyor. Yaramaz Hope, uslu bir emeklilik geçirmekte.

Şarbon, yani kömür, toprağın altında sıkışınca elmas oluyor.

Zaten ne varsa toprakta var. Yağmur duasına da eller toprağa dönük çıkılıyor. Ama ister insanoğlu sıksın, ister toprak, kömürden su çıkmıyor!

Acaba “Al kömürünü, ver suyumu!” demek için ne tarafa el açmak gerekir? Yere mi, göğe mi, yoksa şöyle böyle kabilinden bileğin etrafında mı döndürmelidir?