Mujeriego (*)
Vatan · 20 Ağustos 2007
Gazeteci, o sabah dörder dörder çıktı çalıştığı derginin eski, ama soylu mermer merdivenlerini. Yazı işlerine fırtına gibi girdi ve önüne geleni kucaklamaya başladı, bir yandan da tembih ediyordu: “Yarın hepinizi smokinli görmek istiyorum!” O yıllarda Pierre Charon ve François Premier sokaklarının kesiştiği köşede, muhteşem bir Paris apartmanının devasa tek katına sığan Paris Match dergisinin çalışanları, genç adamın yıllardır sabırla beklediği düğünden söz ettiğini biliyorlardı.
“Smokin mi? Dalga geçiyorsun herhalde” dediler. Genç adam, dergide iki yıldır çalışıyordu. Ama en suratsız, en mendebur meslek erbabı bile onun Slav karizmasına dayanamamış, bağlanmışlardı bu uzun ince adama. “Dalga geçmiyorum” diye başını salladı damat adayı. “Burjuva düğünü olacak, kayınvalide ile kayınpederi hoşnut etmek gerekiyor!”
Değerdi.
Çünkü gelin adayı, birkaç yıl sonra dünyanın en güzel kadınlarından biri ilan edilecekti. Paris Match muhabirleri iyi tanıyorlardı henüz on sekiz yaşındaki taze gelini. Her akşam, derginin girişine oturur, kusursuz bacaklarını, kuğu gibi boynunu, dolgun dudaklarını bir daha, bir daha seyredebilmek için önünden defalarca geçen genç muhabirlere bakmaya tenezzül bile etmeden, nişanlısını beklerdi. Nişanlısı ona ‘Bri Bri’ diye seslenir, güzel kız da ‘Va Va’ diye çağırırdı genç adamı. Kadının adı Brigitte Bardot, erkeğin adı Roger Vadim’di.
Kadın yedi göbek Fransız burjuvası ve varsıl, erkek yarı yarıya Rus kırması, yoksul ve asildi. Kimi akşamlar, Paris Match’ın mutfağı gece kulübüne dönüşüyor, Brigitte toplantı masasının üstünde dans ederken, Vadim pokerden kazandığı paraları şampanya şişelerine yatırıyordu. Kimi zaman, erkek güzeli bir başka Rus, Robert Hossein diye biri katılıyordu aralarına, kimi zaman New York’ta canı sıkılan bir Actor’s Studio öğrencisi; Marlon Brondo adında bir ünsüz ilah, uçağa atlayıp soluğu Vadim’le Brigitte’in arkadaşları arasında alıyordu.
Roger Vadim, Brigitte Bardot’ya âşık olduğunda, genç kız henüz on beş yaşındaydı. Ailesinin iznini almak için nişanlısının on sekizine basmasını beklemişti. Paris Match çalışanlarının penguen takımı gibi hazır olduğu muhteşem bir düğünle evlendiler ve Brigitte’e çeyiz verilen daireye yerleştiler. Vadim’in gönlü gazetecilikte değildi. Salt kayınvalidesiyle kayınpederine ‘çalışıyorum’ diyebilmek için Paris Match’a girmişti.
İlk filmini, sevdiği kadını kutsamak için yaptı ve ‘Allah Kadını Yarattı...’
Vadim’in, esmer Brigitte’ten yarattığı sarışın bomba, sahibinin elinde patladı ve filmin çekimi sırasında rol arkadaşı Jean-Louis Trintignant’a âşık olan Brigitte, Vadim’den ayrıldı.
Roger Vadim, bütün kadınlarını yaratacak, hepsini sarışınlaştıracak ve hepsi tarafından terk edilecekti. Tüm terk edilişleri, gerçek bir ‘dandy’ centilmenliğiyle kabullendi. Bir gün, “Aşk, bazen üç kişi tarafından taşınabilen bir ağırlıktır...” demişti. Brigitte’ten sonra, Annette Stroyberg ve Catherine Deneuve’ü yarattı. Jane Fonda ile evliliği uzun sürdü, çünkü Fonda zaten sarışın ve zaten vardı, ona âşık olmadan önce. Yaratamadığı pek çok kadınla daha evlendi. Dört karısından olan dört çocuğunu, inanılmaz bir dikkat ve şefkatle sevdi. Ancak bir tatil dönüşü, çocukları geri yollarken annelerine, her birini yanlış adrese gönderdiği de oldu.
O bir ‘mujeriego’ydu. Kadınlara vurgundu. Anı kitabında, kendisini tüm kadınlarının bindiği bir ambulansta hastaneye kaldırılırken düşlemişti. Ölürken yanında son eşi, gerçek sarışın ve tiyatro oyuncusu Marie-Christine Barrault vardı. Ama kadınlarının hiçbiri, ambülansa yetişemeseler bile, tabutunu yalnız bırakmadı.
(*) İspanyolca, kadınlara düşkün, çapkın.