Çifte standart
Vatan · 21 Ağustos 2007
Kendisini beğendirmek için kuyruğunu açan tavus kuşundan mı esinlendiler nedir, Fransızlar gösterişi görkemle yapmak sanatına, “sorguç taşımak” derler: Avoir du Panache.
Victor Hugo, işte bu “sorguçlu” Fransızların en büyüğü, edebiyat tarihinde “Baba” lakabıyla anılan tek yazardır. Vikont düzeyinde bir asilzadeyken, kendisini: “Bir nehirden okyanusa akar gibi, aristokrasiden demokrasiye geçtim” diye tanımlayan Hugo’ya hayranlık duymamak mümkün değildir. Yazınını sevmezsiniz, kişiliği büyüler. Ya da tersi. Ama bir yerden yakalar, sizi. 20 yaşında kralcı, 50’sinde cumhuriyetçi, 60’ında sosyalist, 80’inde devrimci olan bu adam, sanki Fransa’nın düşünsel ve sosyal evriminin bir özeti, aslında öncüsüdür.
Salt yazdıkları ve söyledikleriyle değil, aşklarıyla da ünlüdür. Kadın avcılığını ölünceye kadar sürdüren ve muhtemelen bir kadının yatağında ölen Hugo, “genç hizmetçi” meraklısıydı; resmi haremi, yani yasal karısıyla bir numaralı sevgilisi anlamasınlar diye, çapkınlıklarını İspanyolca aktarırdı not defterine. Örneğin, “Augustine a secunda vez. Poco dolor. Augustine la tercera vez, poco meno” dan söz konusu Augustine ile ikinci kez sevişirken biraz canının yandığını, ama üçüncü kez daha az acıdığını anlamak gerekiyordu. Mastürbasyon, “baba” Hugo’nun özel kodunda “çan çalmak” demekti. Sevişmek ise “baca temizlemek.” Böylece, Mariette adlı metresiyle geçirdiği gün, not defterinde, “Mariette. Çan çalındı, baca temizlendi, hakkı verildi...” tümcesiyle özetleniyordu.
Ama Hugo’nun yaşamında, vazgeçemeyeceği iki büyük aşk vardı: Karısı Adele ve elli yıl boyunca sevdiği Juliette Drouet. İki kadın birbirlerini kabullenmişlerdi. Hatta Adele, diğer geçici ilişkileri de sineye çekmişti. Ama Juliette çok kıskançtı, güzel hizmetçilere tahammül edemiyordu. Hele sevdiği adam, kendi hizmetçisini baştan çıkardığında çılgına dönmüştü! 1873 yılı eylülünde 71 yaşındaki Victor Hugo her sabah Marie Tudor piyesinin provalarına gidiyor ve her öğleden sonra yeni metresi Blanche Lanvin’in kollarına koşuyordu.
23 yaşındaki Blanche’ı o yaz sevgilisi Juliette Drouet’nin çamaşırcılığını yaparken ayartmıştı. Ve ne yazık ki Juliette durumu çakmıştı. 27 yaşından beri âşık olduğu Hugo’yu hâlâ, deliler gibi kıskanıyordu artık 67’inci baharındaki Juliette!
19 Eylül akşamı, 19.30’da eve dönen Hugo masasına bırakılmış mektubu okuduktan sonra tek sözcük yazdı not defterine: “Felaket.” Mektup bir karardı: Juliette özellikle BU kaçamağa, daha fazla dayanamamış ve gitmişti. Üstelik nereye gittiğini belirtmeden!
Yaşlı adam perişandı. Evet, deli oluyordu Blanche’ın körpe vücuduna. Ama Juliette’le birlikte kendi varlığı anlamını yitirmişti. Onsuz bir yaşam mümkün değildi. 20 Eylül’de “Bütün gün, umutsuz arayışlarla geçti” diye yazdı defterine. 21 Eylül notu, bir çığlıktı: “Ruhum gitti.” Dört bir yana telgraflar çekiyor, mektuplar yazıyordu:
“Ölmek istiyorum. Yüreğim kapkara. O yanımda değil artık. Işık yok. Üç gündür ne bir lokma yedim ne bir yudum su içtim. Falcılara gidiyorum, muğlak şeyler söylüyorlar. Ne olacağım ben?”
23 Eylül akşamı, arkadaşı Berru’den gelen bir telgraf, umuttu. Juliette, Brüksel’deydi. Hugo, arkadaşına yana yakıla yazdığı mektupta, Juliette’i dönmeye ikna etmesini istedi. 26 Eylül’de müjde verildi: Juliette dönüyordu. Brüksel treni gara girdiğinde Hugo hazır ve nazırdı tabii. İki sevgili barıştı. Yaşlı çapkın not defterine “Kâbus haftası geçti...” diye yazdıktan sonra ekledi: “Çekmecesinde hamiline mahsus 120 bin Franklık bono vardı. Birine bile dokunmamış. Brüksel’e gitmek için, terzisinden 200 Frank borç almış. Canım Juliette!”
Yaşlı çapkın, aşkı Juliette’e “o çamaşırcı parçası Blanche’ı” bir daha görmeyeceğine, kendi oğlunun başı üstüne yemin etti. Kavuşmalarından iki gün sonra ise yine Blanche’ın kollarındaydı elbette...
Canım Juliette’in canı Victor Hugo, böylece on yıl daha birlikte yaşadı. Juliette ölene kadar.